23.08.2017

35 mm'lik Bir Hikâye: Vazife

Fotoğraflar ve Yazı: Ali İhsan Mimtaş Haberi Oku

  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş
  • Fotoğraf: Ali İhsan Mimtaş

Çevremde fotoğrafçı olarak tanınıyordum. İyi cümlelerim fotoğraflarım da vardı ama bunları yan yana getirdiğim zaman elimde ne yazık ki bir öykü oluşmuyordu. Bir sure sonra uzak diyarlardaki öyküler üzerine düşünüp hiç bir şey yapmadığımı ve yakınımdaki öyküleri de bu nedenle kaçırdığımı fark ederek kendi mahalleme yönelmeye karar verdim.

Ege Üniversitesi Kampüsü'nde bulunan Sinema Kampüs'ün işletmeciliğini yapan Tayfun Kepsutlu, o zamanlar dikkatimi çekti.  Sinemanın önünde etrafında kedilerle oturan bu sakin adam nedenini şimdi de bilmiyorum Ingar Bergman'ı hatırlatmıştı bana. Portre fotoğraf çekimi için iyi bir yüz diye düşünmüştüm...

Geçtiğimiz yıl katıldığım, Bornova Belediyesi  "Yaratıcı Belgesel Film Yapım Atölyesi" tarafından Bornova ile ilgili bir film çalışması yapmamız istendi. Aklıma hemen Tayfun Abi geldi. Kendisine atölye için filmini çekmeyi teklif ettim. Beni kırmayarak bir kaç hafta sonu Sinema Kampüs'te misafir etti.

Böylece bu sakin adamın, hayatta kalmak ve her gün yeni bir amaçla uyanmak için oluşturduğu dünyaya konuk oldum. Öyle ki İzmir'de 1-2 sinema dışında ilk kez gösterilecek festival filmlerini oynatmanın heyecanını yaşıyordu. Seçtiği filmlerin izleyiciler tarafından beğenilmesi filmleri kendisi yönetmiş kadar gururlandırıyordu onu. Kısacası film oynatma işini büyük ve aksatılmaması gereken bir vazife olarak görüyordu; Yaptığı işe bakışını ise şöyle özetlemişti;  "Bu iş bir kültür sanat işi bir insanları eğitiyorsun, iki insanlara dünyanın dört bir yanında ama Çin'de, Japonya'da veya Rusya'da yaşayan insanların kültür ve sanatını aktarmaktasın.  Bundan daha iyi bir vazife olur mu? Olmaz. Maddi bir zararında yok. Ve ne yazık ki İzmir'de bu türlü kültür filmleriyle ilgilenen 1000-1500 kişi var…"

Tayfun Abi'nin filmini çekmek üzere konuk olduğum zaman diliminde saniyede 24 kare ve bu karelerde hatalı olanların jiletle nasıl kesilerek çıkarıldığını, sürekli duyduğumuz 35 mm filmin makineye nasıl takıldığını, nasıl başa sarıldığını ve makina dairesinin kendine özgü kokusunu tanımış oldum. Bir insanın sinemanın makinisti, biletçisi, yer göstericisi, afişçisi olup hayatına nasıl değer kattığını ve oluşturduğu döngüden nasıl keyif aldığını gözlemledim.

Ancak festival filmlerini gösteren bir sinema olma ideali piyasa koşullarında çok da bir şey ifade etmiyordu. Değişen teknolojik şartlara ne kadar istemese de Tayfun abi de uyum sağlamak zorundaydı. Gözlemlediğim bu bir yılın sonunda Tayfun Abi, üretimi gittikçe azalan 35 mm filmler yerine film endüstrisinin yeni gözdesi 2D ve 3D'ye geçebilmek için girişimlere başladı. Yakın zamanda  vizyon filmlerini diğer sinemalarla aynı anda  gösterecek ve 35 mm film oynatıcısını diğer sinemalar gibi  ne yazık ki hurdaya ayıracak.