15.12.2017

BOZACI SİNAN

Fotoğraflar: Ayşe Eser, Enes Ümit Uzuntaş Haberi Oku

  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Ayşe Eser
  • F: Enes Ümit Uzuntaş
  • F: Ayşe Eser
  • F: Ayşe Eser

Gebze'de yaşayan Sinan Atalay (31), on beş yıldır soğuk kış gecelerinde boza satıyor. Bundan iki yıl öncesine kadar,  kaynakçılık, rençberlik, bahçıvanlık dahil olmak üzere gündüzleri farklı mesleklerle uğraşmış ve geceleri de eşiyle iki çocuğunu evde bırakarak sokaklarda boza satmaya devam etmiş. Ancak sigortalı daha sağlam bir iş bulduktan sonra boza satmayı bırakmayı düşünüyor.

Sinan ile beraber İstanbul'un en eski semtlerinden Üsküdar'ın, Salacak ve Çiçekçi'deki sokaklarında yürürken "Niye bir insan karda, kışta sokaklara çıkarda bu işi yapar?" diye soruyoruz ona. "Bu iş babadan oğula geçti bizde. Abim de bozacı…" diyor, "ama oğlum bu işi yapmasın diye onu okutacağım."

Satışa başlamadan önce itina ile güğümünü ve yanında taşıdığı plastik bardakları çıkarıp bize boza ikram ediyor. Bozanın nasıl bir içecek olduğunu, neden kışın satıldığını öğreniyoruz ayaküstü sohbetimizde.

Genelde darıdan veya darı unundan yapılıyormuş boza. Darı kaynatılıp, oluşan kıvamlı sıvı mayalanıyormuş. Uzun mayalanınca oluşan ekşimsi tadı severmiş kimisi. Ancak mayalandıktan bir saat sonra da tüketilebiliyormuş. Tekirdağ'dan ham olarak geliyor, satışa çıkmadan bir süre önce mayalanıyormuş. Sinan müşterilerine leblebi ve tarçın da ikram ediyor ancak ceviz veya fındıkla denenmesini de tavsiye ediyor.

"Şimdi sana bozada alkol var, biliyor musun desek?" diye ağzını yokluyoruz Bozacı Sinan'ı. O kadar alkolün meyvede bile olduğunu hatta limonda yüzde dört ya da beş oranında bulunduğunu söylüyor. Ama bozada kimi zaman daha fazla olabileceğine çok ihtimal vermiyor.

Sokakta satış yaptığı için temizlik konusu da takılıyor aklımıza. "Ben tadından, temizliğinden emin olmadığım bozayı asla satmam. Güğümlerim 304 alaşımlı paslanmaz çelik ve aldığımız yer, markası her şey belli." Diyor, sorularımıza karşılık.

Bozası gerçekten lezzetli… Bize ikram edilen bozaları hızlıca yudumlayıp satışa çıkıyoruz biz de onunla birlikte. Kimi zaman hızlı adımlarla bizden uzaklaşıyor, onu yakalamak için koşmak zorunda kalıyoruz.

"Buralarda bir sokak söyle bana hemen bulurum gece vakti; aynı sokağı gündüz sor bana bulamam" diyor gülerek, " Yön duygusu kalmıyor sürekli gece çalışmaktan…"

Hem satıyor hem de arada diyaframına aldığı derin bir nefesle uzun ve pırıl pırıl bir sesle gümbür gümbür bağırıyor:  "Boozaaaaaaaaaaa! Boooz  boooz  boozaaaaaaaaa!"

"En iyi sermayem sesim" dediğinde, bu işin jargonu, seslenişi, sunumu bir çok özelliği olduğu daha sonraki dakikalarda bir kez daha anlaşılıyor. Bir gecede, yaklaşık iki buçuk saat gibi kısa bir sürede litresi 15 liradan en fazla 22 lt boza satıyor.  Zamana karşı yarışır gibi, gece on iki gibi satışı bitirmiş oluyor. "Elinde boza kalsa bile mi?" diye soruyoruz: "Evet prensipleri olmalı insanın. Belli bir saatten sonra bağırmak, insanları uyandırmak olmaz." diye cevaplıyor bizi.

Kimi çocukların balkondan seslenip kaçtıklarını anlatıyor gülümseyerek: "Geriye dönüp müşteri aramak kadar zaman kaybına sebep olan bir şey yok."

Bir güğüm vaktinden önce biterse ve yeterli zamanı varsa, diğerini almaya giderken yine bağırıyor "Booozaaaaaaa!" diye… Bir müşteri çıkıp da isterse diğer güğümü hemen yakındaki arabasından alıp geleceğini söylüyor. Zaten kısıtlı zamanda müşteri kaçırmak istemiyor. Rotasını hep bu organizasyona göre yapıyor, bir ekipleri var. Onları ilk önce satış yapacakları semtlere dağıtıyor sonra kendi satış bölgesine geliyor.

Biz soğuktan şikâyet ediyoruz ama onun hiç şikâyet edermiş gibi bir hali yok. Sıkı sıkı giyindiğini ve hasta olmamak için bir hayli önlem aldığını söylüyor: " Kimi zaman içlik giyiyorum. Hasta olmamam lazım… Sesimi korumalıyım. Sigara içmem. Kestane balı, polen yiyorum. Ciğerlerimi açmak için şarkı da söylerim bazen." diyor gülerek.

Sinan, işini çok ciddiye alan ve hakkı ile yapan bir insan… Güler yüzlü, esprili… bununla birlikte kapısına kadar gittiği evlerde nezaketiyle dikkat çekiyor. Konuşmayı seviyor, hoş sohbet bir hali var. O satış yaparken hem fotoğraflarını çekiyor hem de biraz müşterilerine laf atıyoruz. Kimisi Sinan'ı önceden tanıdığını söylerken kimisi de sesinden etkilenip ilk kez çağırdığını söylüyor.

O gece işleri rast gidiyor Sinan'ın, ilk güğümü kısa sürede bitiriyor.   

                                                           ***

Birkaç gün sonra Gebze'de yeniden buluşuyoruz Sinan ile…

Gündüzleri evinin arka bahçesinde beslediği horoz ve tavukları ile ilgileniyor. Onlara yem veriyor, onlarla konuşuyor. Kızı ile bahçesine ağaç fidanları dikiyor. İki katlı evleri var; üst katta anne ve babası, alt katta kendi ailesi ile birlikte yaşıyor.

Dükkânına gidiyoruz. Pencereleri gazete kâğıdı ile kaplanmış küçük bir yer. Güğüm güğüm, bidon bidon bozalar bir tarafta... "İşte bu güğümle aldım evimi" diyor. Belli ki azminden ve çalışkanlığından gurur ve o güğüme içten içe saygı duyuyor.

Ekibindekiler geliyor akşama doğru; gündüzleri farklı işler yapan geceleri boza satmaya çıkan genç insanlar hepsi. Her birinin güğümüne yeni bir akşam için mayaladığı bozaları paylaştırıyor.  Dükkânın nerdeyse tam ortasında duran tartıda tüm güğümleri özenle tek tek tartıyor. Ağırlıkları nedeniyle tek elle taşımanın oldukça güç olduğu güğümleri onlar bir hayli kolay biçimde saatlerce taşıyorlar.

Kış gecelerinin soğuğunda ve sokaklar boyunca "Bozaaa!" diye bağırarak yürürken bir pencereden, bir balkondan gelecek seslenişe kulak kabartıyor Bozacı Sinan: "Bozacı! Bir litre de bize versene."