15.12.2017

FINDIKLI PARKI'NI ÖLDÜRDÜLER, CİNAYETİ HEPİMİZ GÖRDÜK.

Fotoğraflar: Barbara Yoaf Karyo, Handan Akgün Yazı: Yücel Tunca Haberi Oku

  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Handan Akgün
  • Fotoğraf: Barbara Yoaf Karyo
  • Fotoğraf: Handan Akgün

Fındıklı Parkı güneşin, ağaçların, dalgaların, çocukların, denizi görmek, biraz soluklanıp yürümek isteyenlerin, herkesin parkıydı. Beyoğlu ilçesinin Boğaz sahil şeridindeki tek parkı 1993'ten beri kentsel sit alanı olmasına rağmen bir yıl içerisinde tarumar edildi. Karaköy'den Kuruçeşme'ye kadar uzanan kıyı şeridindeki çocuk oyun alanı bulunan tek park, önce metro inşaatı, ardından da betondan devasa bir martı şeklindeki iskele inşaatı gerekçe gösterilerek neredeyse yok edildi.

Mimar Sinan Üniversitesi öğrencilerinin yaptığı heykellerin de sergilendiği, yıllar önce belli dönemlerde açık hava heykel atölyesi olarak da değerlendirilen park, 2010 sonrasında büyük ölçüde bakımsız bırakılmış ve bu durum kimilerince şüpheyle karşılanmıştı.

Ve nihayetinde korkulan oldu: 2015 yılının sonbaharında gazetelerde parkın iki yıllığına kapatılarak Kabataş-Mecidiyeköy-Mahmutbey Metrosu'nun şantiyesine dönüştürüleceği haberleri yayınlanmaya başlandı.

Ekim ayında, gece vakti kamuoyundan habersiz biçimde parka şantiye tabelası asmaya çalışan yüklenici firma ve onun taşeron firmasının bu çalışması halk tarafından ilk aşamada engellendi, sabah da parkın önünde bulunan otobüs durağının kaldırılmasına izin verilmeyip, firma çalışanlarının söktüğü taşlar tekrar dizildi.

Ne var ki bu direniş firmayı da, projeyi de durdurmaya yetmedi. Parkın çeşitli yerlerine perdeleme amaçlı demir çubuklar çakılmaya, bazı ağaçların üzerine Gezi Parkı'nda da yapıldığı gibi "kırmızı çarpı" işaretleri çizilmeye başlandı. Metro hattı için çalışma ve şaft alanı oluşturmak amacıyla 4 Ocak 2016'da parkın önemli bir bölümü çevrilerek kapatıldı. Şubat ayı sonunda da bu alanda kazı çalışmaları başladı ve bazı ağaçlar yerinden söküldü. Parktaki çocuk parkı yerinden kaldırılıp, Mimar Sinan Üniversitesi'nin duvarına bitişik olarak yeniden yerleştirildi.

Çevre sakinleri ve Kent Savunması aktivistleri bu noktaya gelinceye dek çeşitli eylemlerle seslerini İstanbullulara duyurmaya ve bir direniş alanı oluşturmaya çalıştı. Bu eylemlerde, parkın şantiye ekipleri tarafından işgal edilmesine karşılık, Beyoğlu Kent Savunması ve Mimarlar Odası'nın desteğiyle, yıkılan çocuk parkını yeniden düzenlendi ve bu oyun alanına, 10 Ekim Ankara Katliamı'nda yaşamını yitiren 9 yaşındaki Veysel Atılgan'ın adı verilerek ‘Veysel Atılgan Parkı' tabelası takıldı.

Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun şaşırtıcı kararında "alanda anıt ağaç yok, şantiye için uygundur" demesinin rahatlığıyla başlayan inşaat faaliyetleri, 2016 yılının Ağustos ayında sorunun katmerlenmesine sebep olan yeni bir projeyle Kabataş bölgesini de içine alacak biçimde yayıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, hizmet verdikleri şehri hiç umursamadan, Boğaz'ın korunması gereken görünümünü tümüyle etkileyip bozacak yeni projesini duyuruyordu: "Kanat Çırpan Dev Martı" şeklindeki iskelenin inşaatına başlanacaktı. Halk arasında "Beton Martı" olarak anılacak proje kapsamında hem Kabataş'taki tüm iskeleler ve kafeler kapatılıp yıkıldı, hem de metro inşaatından kurtulabilmiş parkın sahil kısmı paravanlarla kapatılıp, denize demir kazıklar çakılmaya başlandı.

Kent Savunması, Hakan Kıran imzasını taşıyan bu utanç verici betonlaştırma projesinin neden yapılmaması gerektiğini o günlerde 10 madde halinde kamuoyuna anlatmaya çalıştı:

*Kamu yararı yok: En az üç sene Kabataş iskeleleri kullanılamayacak. Açıldığı zaman da halka bugünkünden daha iyi bir hizmet vermeyecek.

*Kamu hizmeti değil rant: Yapılmak istenen devasa bir yapı ve inşaatla rant sağlanması, transfer merkezi için bu kadar büyük bir inşaat projesine ihtiyaç yok.

*Hukuka ve imara aykırı: İstanbul çevre düzenleme planında yok. Koruma mevzuatına, şehircilik bilimine aykırı. Boğaziçi imar yönetmeliğine uygun değil. ÇED raporu mevcut değil. Sahil güvenliği onayı yok.

*Beton yığını – denizin doldurulması: 83 bin metrekare beton yığını söz konusu. Boğaz'ın ekosistemine zarar verecek.

*Sahil vatandaşa kapatılacak: Sahil alışveriş merkezi ve otoparklarla İstanbullulara kapatılacak. Kabataş'ta deniz kenarına ulaşamayacağız.

*SİT alanına zarar verecek: Bir yanda Mimar Sinan'ın Molla Çelebi Camisi diğer yanda Valide Sultan Cami ve Dolmabahçe Sarayı'nın olduğu sahil şeridinin tarihi dokusu tamamen bozulacak.

*Düzenlemeye ihtiyaç var: Etap etap çalışlamalarla iskeleler rehabilite edilebilir. Kabataş şu anda da bir transfer merkezi. Basit iyileştirmelerle kamu yararına uygun şekilde o alan geliştirilebilir.

*Tramvay ve füniküler de kapanacak: Kabataş 3 sene kullanılamayacak. Hem o bölgede yaşayanlar hem de ulaşım için orayı kullananlara maliyeti çok ağır olacak.

*Deprem riski: Deprem riski olan bir bölgede denizin doldurularak böyle büyük bir inşaat yapılması ve kullanıma açılması çok tehlikelidir.

*Demokratik, bilimsel değil: Kimseye danışılmadı. Gerekli izinler alınmadı. Ulaşım istatistik bilgileri yok. Katılımcılık yok.

2016 yılının sonlarına doğru havadan yapılan ve o günlerde sınırlı biçimde medyaya yansıyan bir fotoğraflama çalışmasında, sözünü ettiğimiz iki proje sebebiyle Fındıklı Parkı ağaçlarının önemli bir kısmının yok edildiği açıkça anlaşılıyordu. Bugünlerde şehir ve doğaya karşı işlenen bir cinayetin suç mahali gibi görünen Fındıklı Parkı'nın artık sadece küçük bir alanı halkın kullanımına açık durumda… Bu alanın büyük bir kısmı da yüksek paravanlarla çevrili olduğu için parka gelenler ancak 20-30 metreye kadar düşmüş sahil hattından denizi görebiliyorlar. Baktıkları yerde de ne yazık ki şehrin görünümünü çok uzun seneler için değiştirecek olan Çamlıca tepelerindeki inşaattan ve hemen önlerinde denizin içine çakılan onlarca kazıktan başka pek bir şey göremiyorlar.