21.08.2017

Hazzo Pulo

Yazılar ve Fotoğraflar: Atilla Erdoğan, Hale Güzin Kızılaslan, Koray Arda Kurt Haberi Oku

  • 1871 yılında yapımı tamamlanan Hazzopulo pasajı onca isim değişikliğine rağmen İstiklal caddesinin eski Perasını anlatan, makyajlı binalar arasına sıkışmış dar girişi ile her gün binlerce insanın önünden geçtiği ve avlusunda yorgunluk çayı içtiği bir zaman tüneli.
  • Hazzopulo’nun çarşıyı andıran İstiklal girişi, bir zamanlar içerideki mağazalara mal taşıyan at arabalarının giriş yaptığı ve çok geniş bir kapıymış.
  • Geçmişinde lüks bir lokanta olan Grand Bulvara ait Rumca, Fransızca ve Türkçe olarak hazırlanmış bir menü yıpranmış sureti ile bugüne kalan tek belge. Bu avlu önemli tarihsel olaylara tanıklık etmişken, artık günlük ticari kaygıların hoyratlığında tarihinden sıyrılıyor
  • Avlunun en rağbet gören mekanı Mustafa Amca Jeans çayevi. Herkes buluşmalarını, sohbetlerini ; alanın tüm darlığına rağmen pasajın üçüncü kapısının olduğu merdivenlere taşarak yapıyor.
  • Mustafa Amca 25 yıldır pasajda çay demliyor. Diğer çay ocaklarından farklı olarak oranın aitliğini en fazla hissedenlerden, pasaj da geçen yıllar içerisinde onun çay evi ile anılmaya başlanıyor. Demlediği çayın harmanını sır gibi saklıyor.
  • Erol bey, 6-7 Eylül olaylarında vitrini kırılmayan tek dükkan olan, Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesinin bugünkü sahibi. Şu anda diş deposu olan dükkan içerisinde 100 yıllık orijinal mobilyaları ile pasajın eski havasını solumamızı sağlıyor.
  • Pasajın en eskilerinden Şapkacı Katia, annesinden devir aldığı şapka sanatını 55 yıldır devam ettiriyor. Katia’nın dükkanından içeriye girdiğimizde pasajın geçmişine asılı kalmış, bir anda buluyoruz kendimizi. Katia, İstanbul’un moda merkezi olan semtlerinden hala müşterisi olduğunu dile getirdi.
  • Hazzopulo yılların bakımsızlığı ve terk edilmişliği ile çevrilmiş. Dökülen sıvaları, avluya sonradan eklenen ve iliştirilmiş bir çok tente, pasajın kendine özgü havasını geçmişinden  kopartıyor.
  • Celal Bey, pasajın en eskilerinden; Babasından devir aldığı Pasaj yöneticiliğini halen devam ettirdiğini belirtiyor. Kendisi 6-7 Eylülde pasajın milliyetçi gruplar tarafından basıldığı esnada 15 yaşındaymış. O gün pasajın üç tarafındaki kapıları kilitleyişlerini, dışarıdan gelen çığlıkları, her yerin nasıl yağmalandığını ve ardından kalanları anlatıyor.
  • Eskinin dükkanları defalarca el değiştirerek farklı kimliklere bürünüyor. Şimdinin kitap mezatlarının düzenlendiği bu mekanda, eskiden kalan tek şey çerçevelenmiş bir fatura.
  • Pasajın sahaf ve kitapevleri de meşhur. Mehmet Bey, Elektrik teknisyenliğinin ardından yirmi beş yıl önce açtığı bu dükkanda, önünden her gün yüzlerce insanın geçişini izliyor. Kurulan dostlukları, esnaflığıyla artık yaşam alanı olmuş burası.
  • Meşrutiyet caddesindeki giriş kapılarından biri, beş yıldızlı otelin pırıltısının karşısında, terk edilmişlik, metrukluk  ve bekleyiş  ile bizi içine alıyor.
  • Binanın şu anki misafirlerinden jonglörler , renkli ve hareketli tempoları ile ıssız koridorların ardında adeta zaman sıçraması yaptırıyor.
  • Hazzo Pulo
  • Bir başka sakini Ali Bey 20 yıldır burada konfeksiyon işletmiş, ancak 2001 den beri yalnız başına ve şu anda aldığı parça başı işlerle eski alışkanlıklarına sahip çıkıyor.
  • Eskiden yaşlı Rum kadınların kaldığı dairelerin çoğunluğuna bugün girilemiyor.
  • Musa Doğan da pasajın eski kiracılarından ve terzilik yapıyor. Şu anda 25 yıldır süren ve beş ayrı veraset davasının içerisinde alınan kararlara kendince şerh koyarak, davacı konumuna gelen tek kiracı. Musa Bey, elindeki dava dosyalarını gösterirken pasajın on yıllardır sahipsiz olduğunu ve miras avcılarının eline kaldığını anlatıyor.
  • Pasajın sağlı sollu değişen mağazalarının yanında Meşrutiyet Caddesi çıkışındaki Hazzopulo Şarap evi eski görünümüne sadık kalarak restore edilmiş bir restaurant.  İlk zamanlarda yaşlı Huzur evi olarak kullanılmış. Yeni sahibi … başka türlü bir dekorasyona ne vicdanımız ne de tarihe olan saygımız müsaade ederdi diyor.
  • Hazzopulo’nun geleceği Beyoğlu’nun ışıldak yüzünde çaresizce beliriyor.

Hazzopulo pasajı Beyoğlu'nun Pera olduğu zamanlardan kalma bir mekandır. İstanbullu zengin Rum tüccar M. Hacopulo tarafından yaptırılarak; yirmi yılı bulan inşasından sonra 1871 yılında görkemli bir törenle açılışı yapılıyor. Üç kapısı bulunan pasajın İstiklal Caddesi  ve Meşrutiyet Caddesi'ne açılan kapıları iki cadde arasında tam bir geçit olanağı sağlıyor. Üç tarafı beş katlı binalarla çevrili olan pasaj, Beyoğlu'nun eskiye açılan kapısı gibidir. Pasajın içerisi bugün yeni sakinleri ile birlikte tarihinde hiç olmadığı kadar belirsiz bir bekleyişin içerisinde. Beyoğlu değişirken, her şey dokusuz, kişiliksiz, insana yabancı kentsel abidelere dönüşürken; Hazzopulo eskiden kalma birkaç tanıklık ve yorgun duvarları ile ortasında oturduğumuz avlunun uğultusunda sessizce duruyor.Mekanlar  ve  binalar tarihe tanıklık ederken, içinde yaşamış olan insanların değerleriyle anlamlı hale gelir.  Hazzopulo Pasajı da 142 yıllık belleğinde eski sahiplerinden bugüne birçok değişimi ve acıyı beraberinde getirmiş. İlk açıldığı yıllar, dönemin en iyi moda mağazalarının, terzilerinin, tuhafiyecilerin, berberlerin, lokanta ve meyhanelerinin bulunduğu bir mekan olmasının yanı sıra kültürel ve siyasal gelişmelerin de aktörlerine ev sahipliği yapıyor.  Pasajın Tepebaşı'na çıkan tarafında 1874'te ilk Türkçe opera ve İstanbul'un ilk oda orkestrası bu mekanda açılmış ve  1890'da tiyatroya çevrilmiş.  Namık Kemal ve Ahmet Mithat'ın matbaası ve 27 gün ömrü olan İbret Gazetesi de yine pasajın Meşrutiyet Çıkışı'nda, bugün içerisine girilemeyen bölümdeymiş. Namık Kemal bugün de adı Grand Bulvar olarak kalan cafenin bulunduğu pasajın meydanında tutuklanmış ve Jön Türkler Namık Kemal'in tutuklanmasından hemen sonra, bu pasajda faaliyetlerine başlamışlar. 1940'lı yıllara kadar pasajın görüntüsü aynı kalırken; pasaj, ilerleyen yıllarda siyasal çalkantıların etkisiyle özellikle İstanbul'un gayri müslimlerine karşı oluşan hoşnutsuzluktan nasibini alıyor.Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin yaşadığı ve ticari faaliyet yürüttüğü pasaj ilk olarak 6-7 Eylül 1955 yılında trajik bir yağmaya şahitlik ediyor.  O günün tanıklarından Celal Bey, Meşrutiyet Caddesi'nden girmeye çalışan grubu engellemeye çalışsa da başarılı olamıyor ve gelen yağmacılar bugünün şarapevi olan mekânın camlarını kırarak içeriye giriyorlar. Hazzopulo' nun varolan sakinleri bugün yoklar, pasajın apartman katları boşaltılmış ve metruk bir durumda. 12 Eylül döneminde pasajın ismi sakıncalı bulunduğu için Danışment Geçidi, yirmi yıl sonra da Han geçidi oluyor. 6- 7 Eylülde başlayan zulüm, sindirme,korkutma ve tahrip ederek yok sayma pasajda hala kendini  hissettiriyor.Bugün pasaj, şapkacı Madam Katia, diş deposu sahibi Erol bey, pasajın emektar çaycısı Mustafa Amca, terzi Musa Bey ve tüm pasajı daireleri ile birlikte kollayan Celal Bey'in  anlattıkları anıların eşliğinde, tarihe tanık bir mekanın hayaletine dönüşmek üzere. 1970'li yıllardan itibaren pasajdaki küçük esnaf, kiracı konumunda ve 25 yıldır süren bir vesayet davasının belirsizliğini yaşıyorlar. Hala sonuçlanmamış olan davanın beraberinde,  bir de Beyoğlu'nun dönüşüm haritasında adı geçmeye başladı. Hazzopulo her an büyük şehrin yıkım ve yeniden inşa projelerinde, içindeki tüm belleğiyle yok edilebilir.