17.08.2017

İslami Özgürlük Savunucusu: Mustafa Akyol

Haber ve fotoğraflar - Nuray Uysal Lauer Haberi Oku

  • Mustafa Akyol
  • Mustafa Akyol
  • Mustafa Akyol
  • Mustafa Akyol

Son yıllarda Türkiye medyasında olduğu kadar yabancı basında da Türkiye, İslam ve Ortadoğu hakkındaki yazılarıyla adından söz ettiren,  olumlu eleştirilerden çok hakkında çıkan olumsuz ve asılsız düşüncelere inat,  kendini, bildiklerini, düşündüklerini yazmaya ve konuşmaya adamış bir yazar.

1972 yılında Ankara doüumlu Mustafa Akyol, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun olduktan sonra,  “Kürt Sorununun Kökeni” başlıklı master teziyle yüksek lisansını tamamlamış; ilk kitabını da bu tezinden yola çıkarak yayınlamış. 

Akyol, yazarlığı biraz da aile geleneği olarak tanımlıyor. Babasının fikirlerinden ve birikimlerinden çok şey öğrendiğini söylüyor…

Nuray Uysal Lauer - Kendinizi anlatmanızı istiyorum; Mustafa Akyol kimdir, neler yapar?

Mustafa Akyol -İnsanlar benim nasıl yaşadığımı fazla bilmiyorlar. Gazetedeki yazılarımdan veya televizyondaki programlardan tanıyorlar. Memnun olduğum bir hayatım var. Çünkü sevdiğim şeyi yapıyorum. Bazıları için zor olabilir ama benim için çok kolay. Bir ofisim yok. Sabahları kalktığım zaman gitmem gereken bir işim yok. Son üç, dört yıldır Star ve Daily News’a yazı yazıyorum. Televizyonlarda konuşuyorum. Konferanslara gidiyorum. Sürekli geziyorum. Anlattığım zaman insanlar dinliyor, sorular soruyor. Bu işin bir dinamizmi ve seni cezbeden bir yönü var. Yazılarımda ve konuşmalarımda inandığım, siyasi, ahlaki ve kültürel değerleri savunuyorum. Bu da hoşuma gidiyor. Doğru bir şey yaptığıma inanıyorum. İnsanlar üzerinde olumlu anlamda etkisi olduğunu görüyorum. Bana kızanlar oluyor, o da hoşuma gidiyor. Tabi ki hayatın anlamı bu olamaz, onun da farkındayım ama şu  noktada beni bunlar tanımlıyor ve bu beni memnun ediyor.

N.U.L. - Bir şeyleri anlatmak derdinde olan biri için gazetecilik tek yol mudur?

M.A. -Aslında ben gazeteci de sayılmam. Yani gazetecilik haber bulan ve haber yapan insanı çağrıştırıyor ya da gazeteyi yöneten yani editörlüğünü yapan kimseyi... Ben gazeteciliğe biraz girdim ama olmak istediğim şey aslında sadece yazarlıktı. Ben yazarım, bir de konuşurum. Benim para kazandığım yöntem bu. Kendimi ifade ettiğim yöntem bu. Köşe yazısı yazıyorum, kitap yazıyorum, makale yazıyorum, çıkıp bir de yazdığım şeyleri anlatıyorum. Dolayısıyla klasik anlamda pek de gazeteci sayılmam. Niye bunu seçtim? Çünkü yazmak ve araştırmak eskiden beri sevdiğim bir şey. Biraz da aile geleneği diyebiliriz.

N.U.L. - Taha Akyol’un oğlu olmanızın etkisi var mı yani?

M.A. -Elbette. Babamın fikirlerinden ve birikiminden çok şey öğrendim. Şu anda bazı noktalarda farklı düşünsem de, çoğu noktada paralel de düşünüyorum tabi. Yaptığım şeyin yapılabilirliğini görmek ve o evde yetişmek “ben de yapabilirim” dedirtiyor insana.

En iyi bildiğim şey yazı yazıp anlatmak. Derdimi söylemek ve bir de toplumsal, kültürel ve siyasi meseleleri biraz ezber bozarak anlatmak istiyorum. Yurtdışında yazdığımda ise Türkiye veya İslam hakkındaki algıları daha gerçekçi hale getirmek gibi bir isteğim var.

N.U.L. - Son kitabınız An Islamic Case for Freedom(İslami Bir Özgürlük Savunusu)da biraz bununla ilgili sanırım?

M.A. -Bu kitabı yazma düşüncesi bende çok uzun zamandır vardı ama proje 2008’de netleşti.  11 Eylül olduğundan beri İslam’la kafayı bozmuş durumdalar ve artık bu adamlara bir şeyler demek lazım diye düşünüyorum. O sebeple 2003’den itibaren Amerika’da dergilerde yazarak, İslam hakkındaki tartışmalara dahil olmaya çalıştım.

Kitapta yazmak istediğim birkaç şey var. Bir tanesi İslam’ın aslında çok geniş bir yelpaze olduğu, bugün İslam’ı temsil ettiğini iddia eden otoriter, sert ve baskıcı akımların aslında bir anomali olduğunu ve bunun yeniden yeşerebileceğini anlatmak. İkincisi İslam dünyasındaki sorunların aslında çoğu kez İslam’dan kaynaklanmadığını, mesela kadın meselesinin erkek egemen bakış açısından kaynaklandığını, oysa Müslüman feministlerin bunu İslam’a sadık kalarak eleştirdiklerini ortaya koymak istedim. Türkiye’de töre cinayetleri diye bir şey var. İslam toplumunda böyle şeyler hep olur diye biliniyor. Halbuki İslam’a göre kadın veya erkek yanlış bir şey yapıyorsa ikisi de sorumludur. Ama ben töre cinayetlerinde öldürülen hiçbir erkek görmedim! Ne geliyorsa hep kadınların başına geliyor.

Kitapta bu tip nüansları ortaya koymak, batıya kendi suçlarını biraz hatırlatmak istedim. Ve bir insanın inançlı bir Müslüman ama aynı zamanda demokrat ve liberal bir pozisyonda olabileceğini anlatmak istedim. Ben zaten yazılarımda bunları yazmaya çalışıyorum ama bu kitap bunun teorisi oldu.

N.U.L. - Hakkınızda olumlu olduğundan çok olumsuz eleştiriler ve yorumlar var. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

M.A. -Bu da işin biraz doğası. Bir de Türkiye’de çok saldırgan bir dil var. Söylediğiniz şeyden hoşlanmazlarsa size hakaret edici bir dil kullanmaya başlıyorlar. Benim için “Amerika’nın adamı” diyorlar, bence değilim! CIA’den para almıyorum. Her konuda konuşuyor diyorlar, bildiğim konularda konuşurum! Eleştiri niteliğinde olmayan eleştiriler var. Gelen e-postalarda çok destekleyici mesajlar da alıyorum, hakaret ve tehdit içeren mesajlar da. Bir de şöyle insanlara da rastlıyorum; “düşüncelerinize katılmıyorum ama efendisiniz”. En azından onu teslim etmeleri iyi bir şey…

N.U.L. - Özellikle hakkınızda yazılan “Cemaatçi, Fethullahçı, Adnan Hocacı” gibi eleştirilere yorumunuz nedir?

M.A. -Türkiye’de insanların kendi başlarına bir fikre ve duruşa sahip olabileceklerine inanamıyor insanlar. Mesela sen çıkıyorsun din hakkında bir şeyler söylüyorsun, din özgürlüklerini savunuyorsun hemen “Bu Fethullahçıdır” diye düşünüyor adam. Hayır değilim diyorsun ikna olmuyor. Bireylerin insiyatif alabileceğine inanç yok. Türkiye’de sürekli olarak olayların, insanların arkasında daha gizli bir şeyler olduğunu ve aslında her şeyin o gizli güçler tarafından yönetildiğine dair nerden geldiği belli olmayan tuhaf bir inanç var. Zaten benim yazdıklarımı okuyanlar Ak Parti’ye sempatiyle baktığımı ama bazen eleştirdiğimi, Gülen Hareketine sempatiyle baktığımı ama onlardan olmadığımı anlar.

N.U.L. - Son olarak neler söylemek istersiniz? 

M.A. -Müslümanlık hayatın anlamına dair fikriyatımı tanımlıyor. Allah’ın varlığına inanıyorum. Dinin doğru olduğuna inanıyorum. Daha doğrusu Müslümanlık anlayışlarının zaman göre değişmesinin hem doğru hem de gerekli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla İslam geleneği içindeki birçok şeyin aslında gelenek olduğunu ve değişebileceğini düşünüyorum. İnsanlar dinin dayatılmadığı, özgür bir toplum içinde yaşamalı. Akla yatkın olan da bu. Bence hem batılıların bunu duymaya ihtiyacı var hem de Müslümanların.