15.12.2017

Kadim Galata Soylulaştırılma Sancıları Çekiyor

Yazı: Elçin Turan
Fotoğraf: Furkan N. Alkan Haberi Oku

  • İstanbul'un en önemli simgelerinden biri olan Galata Kulesi'nin ilk olarak, İ.S. 507 yılında İmparator Iustinianos zamanında inşaa edildiği söylense de, 1348 yılında Cenevizliler tarafından bugünkü görünümüne en yakın biçimde yeniden inşa edilmişti.

Binlerce yıllık kültürün, mahalle yaşantısının, insan hayatlarının ve evlerinin “soylulaştırma” adına talan edildiği Sulukule ile adını yakından duyduğumuz kentsel dönüşüm projeleri Tarlabaşı, Küçük Armutlu, Fener, Balat, Ayvansaray, Gülsuyu, Gülensu, Ayazma, Başıbüyük derken Galata'da da aşama aşama uygulanıyor. Semtin bugününe bakmadan Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde yaşanantarihsel dönüşüme bakmakta fayda var.

Cenevizli Galata

Eski adıyla Sykai olan Galata bölgesi 4.yy’ın İstanbul’unda daha çok yabancıların yerleştikleri bir mahalleydi. Konstantinoupolis’in surları içinde kalması sakıncalı görülen yabancılar, özellikle o çağlarda sık rastlanan korsan-tüccar kırması kişiler, bu bölgede barınmak zorunda bırakılıyordu. Sykai’nin etrafı bu yüzyılda Bizans imparatoru tarafından bir sur duvarı ile kuşatılmıştı. Sykai’nin karşı tarafında, Haliç kıyısında, daha 12.yy'da bir imtiyaz bölgesine sahip olan Cenovalılar Haçlı seferi sonunda bu yerlerini Venediklilere kaptırınca 13.yy’da Galata bölgesine yerleşmeye başlarlar. Ancak bir süre sonra Cenevolalıların bir karışıklık çıkaracağını haber alan imparator, Galata bölgesindeki surları yıktırır. Sur duvarının yokluğunda Venedik katliamına karşı savunmasız kaldıklarını 1296'daki Venedik donanmasının  saldırısıyla deneyimleyen  Cenovalılar, Venedik tehditine karşı tedbir olarak kasabalarının etrafını bir sur ile çevirmek istedilerse de Bizans buna izin vermez.  Cenevolalılar bölgelerini korumak üzere sadece bir hendek kazabilirler. 1670'te İstanbul’a gelen papaz  John Covel’in bir tavernada gördüğü kitabe ilgi çekicidir. Kitabeye göre 1315'de Galata’nın yarısı yanmış, 1316'da yeniden imar ile saray, meydan, lonca, hastahane yapılmış, bu arada  “…imparatorun yüce lütfu ile…” Pera(Galata)nın evleri önüne, bölgenin sınırı boyunca bir hendek kazılmıştı. Bu hendekler günümüz Büyük ve Küçük Hendek sokaklarına böylece adını verir. Sur yapmalarına izin verilmeyen Cenevizler, çare olarak burç şeklindeki evlerin aralarını duvarlar ile bağlayarak sur benzeri yapılar inşa ederler. Bizans’a  hendek kazmayı kabul ettirmeleri ve arkasından evlerinin yüksekliklerini serbest bıraktırmaları Cenovalılara açık gözlü oldukları yolunda şöhret sağlar. İmparatorluğun zayıflamasıyla Cenevizler Bizans’tan aldıkları koloni alanını genişletirler ve  Galata Kulesi de 1349'da bu koloninin en ucuna dikilir.

Galata: Osmanlı Yönetiminde de Ayrıcalıklı Bölge

 İstanbul 1453’te Osmanlılar tarafından fethedilince, Galata idarecileri Fatih Sultan Mehmet ile bir antlaşma imzalarlar. Antlaşma  Cenevizlerin burada Bizans’tan beri devam eden imtiyazlarını kabul ederken buranın sahibi olduklarını reddediyordu. Fatih şehrin sahibi olduğunu sembolik olarak belirtmek üzere Pera’nın surlarının bazılarını yıktırır. Galata’nın Cenova devrine ait kiliselerinin bir çoğu camiye çevrilir. Galata artık Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bölge fethin hemen arkasından yer yer Türkleşmeye başlamışsa da kozmopolit bir liman şehri olmaya devam eder. İstanbul’un alınması üzerine Ceneviz halkının bir kısmı Galata’yı bırakıp gidince Osmanlı idaresi,Hristiyanların Galata’ya yerleşmelerini özendirici politikalar uygular.

Fetihten Sonraki Nüfus Dağılımı

15. yy’da İstanbul genelinde Müslümanlar çoğunlukta olduğu halde Galata’nın büyük çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Sonraları Ermeniler’in de yerleşim alanı olan Galata 16. yy’ın sonlarına doğru İstanbul’un büyümesiyle birlikte nüfus ve ekonomi bakımından büyük bir gelişme gösterdi. Galata’nın kozmopolit yapısına İspanya’dan kaçan Endülüslü Araplar ve Floransalılar da eklendi.  Bölgenin fetihten sonra Türkleşmesine  örnek olarak San Paolo ve San Dominico kiliselerinin İspanyadan gelen müslüman Arapların yerleştirilmesiyle Arap camii olarak dönüştürülmesi verilebilir. Türkleşmiş mahalleler ise 19.yüzyılda görülen modernizasyon süreci ile birlikte tekrar yabancı karakter kazanır.

Modernleşen Galata

Tanzimat’tan itibaren artan modernleşme çabası içinde Galata sokakları adlandırılmış, bölgenin çehresini değiştiren imar projesiyle semtin tarihi surları yıkılmış, yerine Avrupa’daki benzerleri gibi otel ve pansiyonlar açılmış. Surlar eksiksiz halde 19.yy'ın ortalarına gelmiş ancak İstanbul’u yenileştirmek amacıyla 1864'de kurulan Belediye Galata surlarını yıktırtarak hendekleri doldurtmuş ve böylece 2800 m.uzunluğundaki sur pek az izi ile bir de Galata Kulesi kalmak üzere tahrip edilmiş. Kulenin etrafında tipik Türk mimarı tarzındaki ahşap evler kaybolmuş; yerlerini tuğladan evler hiçbir plana göre sıralanmaksızın almış. Ermenilerin fetihten önceye ait Surp Lusovoriç kilisesi yıkılmış, yerine neo-klasik tarzda bina yapılmış. Tüm bu dönüşüm ile Cenova şehri Galata’dan geriye pek bir şey kalmamış. 

Galata’da Soylulaştırma

Bugünlerde ise 2010 Avrupa Kültür Başkenti sıfatını taşıyabilen İstanbul; devlet, belediye ve küresel güçlerin eliyle sahneye olanca görkemiyle çıkarılırken, vitrinde olmaması gereken “ötekiler”,  kentsel dönüşüm projeleri ve soylulaştırma söylemiyle zor yoluyla yerlerinden ediliyorlar. Soylulaştırmanın tanımı şöyle yapılıyor:  Sosyo-kültürel açıdan bozulmuş, çöküntüye uğramış, dolayısıyla fiziksel çevresi de bozulmuş alanlarda özellikle tarihi kent parçalarında sosyal yapının ıslah edilmesi. Bunun pratik anlamı ise şu: Zengin ve tüketebilen kesimin yerleştirilebilmesi amacıyla oradaki yoksul yerli halkın evlerinin yıkılması ya da el değiştirmesi!

 Galata’da düşük kira vererek yaşayagelmiş sakinlerin oturdukları binalara yönelik ticari düşler kuran arazi sahipleri ya da şirketler tarafından evlerinden çıkarılmaları “soylulaştırma”nın tipik bir göstergesi. Galata’nın 20.yüzyılda yaşadığı ilk dönüşüm, bu yüzyılın ikinci yarısında görülüyor. Önceleri çoğunluğu gayrimüslimlerden oluşan Galata’da 6-7 eylül olayları ile mülklerinden uzaklaştırılanların yerlerine işgalciler-mafya yerleşiyor ve sonrasında bu mülkler kırsal bölgelerden göç eden insanların meskeni haline geliyor. 90’larda Beyoğlu genelinde başlayan “soylulaştırma”, 2000’lerin başında Galata’da farklı bir evre izliyor. Önceki döneme barınma amaçlı daire almak ya da kiralamak şeklinde bireysel girişimler hakim olurken, bu dönemde yatırımcıların ve şirketlerin binaların tamamını alarak üst sınıfın kullanımına açtıkları ya da binaları butik oteller haline getirdikleri görülüyor. Yani barınmaya yönelik masum(!)  istek yerini kar etme arzusuna bırakıyor. Soylulaştırma ile paralel  olarak emlak fiyatlarında artışa gidiliyor. Bunun nedenlerinden biri, bu bölgede yabancılara yasal olarak mülk sahibi olma izni verilmesi ve bu şekilde tarihi binalarıyla ilgi çeken Galata’nın kapılarının ardına kadar yabancı pazara açılması. İkincisi de çıkarılan kanunla Beyoğlu gibi belediyelere, yerel otoritelere yıpranmış yapıları “yenileme” yetkisi verilmesi. Böylece insanların yerlerinden sürülmesi “imar alanıdır ve yeniden kullanılabilir” içerikli bir ferman ile meşruiyet kazanabiliyor; bu sayede Galata bölgesi derhal soylulaştırılıyor!

Ceneviz Kenti Galata’nın Bugünkü “Soylu” Hali

İstanbul’da ve Galata özelinde görülen soylulaştırma projesi, küreselleşmenin getirdiği rekabet ortamında düşük gelirli insanların barınma ve aslında insanca yaşama hakkının ne derece yok sayıldığını kanıtlıyor. Osmanlı döneminde ara ara etnik ve dini dönüşüme sahne olan Galata bugün bu bölgedeki düşük gelirli kiracıların evlerinden edilmeleri pahasına sınıfsal dönüşüme tanık oluyor. Eczacıbaşı ailesinin Galata Meydanı’nda iki bina satın alıp bunları misafirhane yapması, Kamondo Apartmanı’nın restore edilip yüzme havuzlu, lüks daireler olarak petrolcülere ve politikacılara satılması, Galata’nın sosyal yaşamını ve tarihi yapısını reklam ilanı haline getirerek Yeni Galatalıları cezbeden NOA’nın yüksek kiralı, geniş güvenlik önlemli apartmanlarını tam da bu tarihi yok ederek  inşa etmeleri ve buradaki toplumsal dokunun uzağında  “soylu” kalma çabaları Galata’daki dönüşümün şiddetini gözle önüne seriyor.  Tüm bu dönüşüm sürecine ve etkilerine baktığımızda, buradaki yoksul insanların izlerinin bir zamanların Ceneviz ve Osmanlı dönemi Galata’sı gibi tarihe gömülme çabalarına karşı mücadele yolları üzerinde tartışmanın ve karşı söylem üretmenin  İstanbul genelinde ve Galata özelinde önemini bir kez daha vurgulayabiliriz.