14.12.2017

Kaya: "Devlet kadına şiddetin doğrudan sorumlusudur"

Yazı ve Fotoğraflar: Jivan Güner Haberi Oku

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)’nin Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) kadın cinayetleri ve şiddet bilançosu yayınlamaya devam ediyor. Ekim ayında yayınlanan rapor Türkiye’deki durumun vehametini gözler önüne seriyor: “2012 yılında 161 kadın erkekler tarafından katledildi, 174kadın ise cinsel taciz ve tecavüz şiddetine maruz kaldı. Bu ay ise erkekler tarafından 19 kadın, 7 yaşında 2 kız çocuğu ile 16 ve 3 aylık iki bebek ve bir nefret cinayeti gerçekleştirildi. 6 kadın da erkekler tarafından cinsel şiddete maruz kaldı.”

25 Kasım "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü"nünde SKM sözcüsü Birsen Kaya ile konuştuk.

 

Geçmişten bugüne kadınlar üzerinde büyük bir sömürü söz konusu. Öte yandan kadına yönelen şiddetin gittikçe arttığı görülüyor. Sizce bunun başlıca sebepleri nelerdir?

 

“25 Kasım’ı yaratan Mirabal kız kardeşleri anmak istiyorum; onlar faşist iktidar tarafından tecavüz edilerek, işkence edilerek katledildiler. O günden bu güne bize bir yol çizdiler. Ülkelerde şiddeti yaratan esas neden erkeğin bireysel eylemliliği değil, aksine bunun sistematik ve politik olması. Devletin örgütlenme biçimi zaten şiddeti üreten bir biçimdir, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki, bir cinsin diğer cins üzerindeki baskı aracı olmasıdır. Bir de cinsiyetçi yanı göz önüne alınırsa bu da devleti, kadına şiddetin doğrudan sorumlusu yapar. 

“Kadına şiddet binlerce yılın sorunu, özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte anaerkil dönemin bitmesi, ataerkil iktidar sürecinin kurumsallaşmasıyla kadının eve, kutsal eşiğin arkasına hapsedilmesi, dünyanın erkeğin evi, evin ise kadının dünyası haline gelmesi. Devletlerin siyasi niteliklerine göre değişiklik gösterse de aslında devletlerin yapısında bu sistematik ve çok yönlü (ekonomik, psikolojik, cinsel, siyasal) bir sorundur.

“Bizim ülkemize gelirsek Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi de siyasi çizgi olarak şiddeti kullanmış, şiddeti kurumsallaştırmıştır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti devleti organik olarak da şiddeti sürekli üreten bir yapıya sahip; bunu hukuk yoluyla da tüm kurumlarıyla ve yasalarıyla da örgütlemiş durumda. 10 yıldır iktidarda olan AKP hükümeti, kadınların kapı kapı dolaşarak kendisine oy toplayarak iktidara taşıdığı bir partidir. Orada kadının emeğini, aklını erkek iktidarının güçlenmesinin hizmetine kullanılması gerçeği var.

Sizce hükümetin kadın politikalarının kadına dönük şiddete etkisi nedir?

“Biz kadın örgütleri olarak yüzde 1400 gibi bir rakam telaffuz ediyoruz. Tabii toplumdaki bu şiddeti körükleyen, teşvik eden şeyin devletin kendisi olduğunu düşünüyoruz. Kadın örgütleri olarak sorunun esas kaynağının yani bu sorunu yaratan şeylerin ekonomik, sosyal, siyasal kaynaklarına inmeye çalışıyoruz ki, şiddeti yaratan, örgütleyen ve güç veren kurum ortaya çıksın.

“Kadına dönük şiddet devletin yapısıyla ilgili desek de, Türkiye’deki şiddeti doğuran sebepleri somut biçimde sıralarsak, 30 yıldır süren savaş gerçekliği, bu savaşın ürettiği militarizm ve militarizmin beslediği erkek egemen zihniyeti en başta saymak gerekir. Bu savaş durumunun ortadan kalkması gerekli çünkü bu savaş toplumda travma yaratıyor. Erkekler öğrendikleri tüm savaş yöntemlerini evlerine döndüklerinde eşlerine ve çocuklarına uyguluyor. Savaş sadece o muharebe alanında, yani Kürdistan’da yürütülmüyor. Kürdistan’da savaşan erkek döndüğünde bunu evine taşıyor, kadınlara taşıyor ve şiddeti doğrudan körüklüyor.

“İkinci olarak da buna karşı çıkan, mücadele eden kadınlara da ciddi bir siyasi saldırı var. Kadınların yürüttükleri siyasi hareketlerde hep daha kararlı olmaları ve ideolojik maya oluşturmaları nedeniyle, bir savaşta eğer kadınlar varsa ‘ilk yok edilmesi gerekenler onlardır’ düşüncesiyle hareket ediliyor. Kürt ulusal hareketindeki kadınların rolünü örnek verebiliriz: Kürt kadın vekillerin sokaklardaki militan duruşunun ve kararlı siyasi tavrının devlet için nasıl tedirginlik yarattığı, ‘Barış Anneleri’nin tazyikli suya, coplara, kolluk kuvvetlerinin tüm zorbalığına rağmen sokaklardan çekilmeme tavrı…  

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in şiddete karşı; kolye ya da bilezik tarzındaki 'panik butonu' tarzında alınmak istenen önlemler sizce çözüm olur mu? Bu rakamların düşürülmesi için ne yapılmalı?

“Özellikle başbakanın, bakanların açıklamaları ve AKP’nin bu konuda kullandığı eril dil toplumsal erkekliği sürekli güçlendiren yaklaşım içerisinde. Yine yargının kadına dönük şiddette, cinayetlerde aldığı tavrın da erkekleri güçlendiren yönde olması, örneğin haksız tahrik indirimi de esas da öldürülen kadının kendi cinayetinde sorumlu hale gelmesi gibi çok bilinçli bir devlet tutumu varken, Fatma Şahin’in teknik aksesuarları ile bu sorunu çözmeye dönük değil geçiştirmek için öne sürülmüş yöntemlerdir.

“Şu an kadına dönük şiddetle mücadelemiz ancak doğrudan onu üreten erkek egemen sisteme karşı durarak yürütülebilir. Devlet doğrudan şiddet uyguluyor ve şiddete uğrayan kadınların kolluk kuvvetlerine güvenmesini istiyor, bu gerçekçi değil. Ben bu devletin sistematik işkencesine uğramış birisi olarak söyleyeyim, bana işkence yapan Sedat Selim Ay bugün İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısıdır. İşkenceciyi terfi ederek, işkenceyi ödüllendirmiş bir devlet zihniyetinin kadına dönük şiddeti cezalandırabileceğini nasıl düşünebiliriz ki.

“Kadın bakanlığını ortadan kaldırarak, kadını tamamen aileye hapseden, bireysellikten çıkaran ve kadını ikincilleştiren düzenlemelerden de anlıyoruz ki yasal olarak sizi bir özne; toplumsal, siyasal, sosyal bir varlık olarak görmek istemeyen, nesneleştiren bir zihniyet var. Buna en iyi cevap ise şiddete karşı sokağa çıkıştır.

“Kadının kendi bedeni üzerindeki söz ve karar hakkını kaldırmak istiyorlar. Elde edilen hakların geliştirilmesi bir yana bugüne kadar kadınların mücadeleyle elde ettikleri haklar ellerinden alınmak isteniyor. Kürtaj yasası bunun en açık örneği olduğu gibi, Başbakan’ın “3 çocuk 5 çocuk doğurun” telkinleri, toplum mühendisliği yapmanın açık biçimidir. Faşizan zihniyetin Türkiye’de Erdoğan eliyle kurumsallaştırılması, örgütlenmesidir.”

 

Dominik Cumhuriyeti’nde Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa 25 Kasım 1960 tarihinde tecavüz edilip, öldürüldüler. Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele, dünyada ve Türkiye'de kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım'ın "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü" olarak benimsenmesini karar altına aldı.