24.10.2017

Kentli Mülteciler

Yazılar ve Fotoğraflar: Sabiha Çimen Haberi Oku

  • Warda (39) ve Shahd(18) Alasal, Şam. Fatih’in giriş kapısı olarak nitelenen Haşim İşcan geçidinde fotoğraflandılar. Anne Alasal kira ücretlerin artması ve Suriyelilerin ucuz işgücü olarak değerlendirilmesinden yakınıyor. İç savaş nedeniyle İngiltere’ye yerleşen eşinin kendilerini oraya almasını bekliyorlar. Kızı Shahd ise İngiltere’ye gidecek olmalarına ve İngilizce bilmemesine rağmen bir buçuk yıldır Türkçe eğitimine devam ediyor.
  • 02 Hazar Alnahas (17), Şam. öğrenci, Edirnekapı’da fotoğraflandı. Anne ve babası Suriye’de kalmak zorunda olduğu için Anneannesiyle göç eden  Hazar, Fatih’te açılan bir Suriye okulunda lise eğitimine devam ediyor. Hazar’ın babası 2014 Temmuz ayında Suriye iç savaşında bir bombardıman sebebiyle yaşamını yitirdi. Suriye özlemini İstanbul’da küçük ayrıntılarda gidermeye çalıştığını söyleyen Hazar, Akasya ağacını Suriye’deki evlerinin avlusunu hatırlattığı için  çok seviyor.
  • 03 Rawan Alalawe (32) ve (soldan sağa) İbrahim, Abdurrahman, Sarya, Muhammed Alalawe, Şam. Cilt Doktoru, Alibeyköy’de dört çocuğuyla fotoğraflandı. Rawan Fatih’te özel Arapça eğitimi veriyor. Aynı zamanda kuaför, terzi gibi çeşitli işlerde çalışmış olan Rawan’ın tek isteği çocuklarını geçindirebilecek  bir işe sahip olmak, Türkçe öğrenmek ve Suriye’de kalan kız kardeşlerini Türkiye’ye getirmek. Rawan, “Allah bana bolluk verdiğinde ‘neden ben’ demedim, beni sınadığında da asla ‘neden ben’ demeyeceğim” diyor
  • Raneem Mahmood (14), Al Rakka. Habibler’de fotoğraflandı. Suriye’de telefon dükkanı işleten Raneem ve ailesi bir bombardıman esnasında tüm mal varlığını yitirdi. Okul eğitimini yarıda bırakan Raneem şimdi ailesiyle bir çiftlik evinin müştemilatında yaşıyor, ev ve bahçe bakımı yapıyor
  • Eric Nour Rehavi (16), Deyrezzor. Arnavutköy’de fotoğraflandı. Annesi ve kardeşleriyle göç eden Eriç, lise eğitimini yarıda bıraktı ve tarım işçisi olarak bostanlarda çalışıyor.
  • 06 Madeha Ahmad (23), Humus. Alibeyköy’de evinin balkonunda fotoğraflandı. Bir konfeksiyon ‘da çalışan Ahmad, Türkçe bilmediği için kendini ifade etmek zorunda kaldığında çok heyecanlandığını ve kalbinin hızlıca attığını söylüyor.
  • Meha Dakak (27), Halep. Alibeyköy’de fotoğraflandı. Suriye’deki evi zarar görmemiş olan Dakak, savaş bittiği vakit evini kullanılır halde bulursa ülkesine geri dönmek istiyor.
  • 08 Maryam (30) ve Tala  Sindyan, Şam. Sınıf öğretmeni, Başakşehir’de akşam namazının  ardından kızı ile evinin  balkonunda fotoğraflandı. Ülkesinde kendisine ait hiçbir şeyi kalmayan Sindyan, Başakşehir’de bir Suriye okulunda öğretmenlik yapıyor. Kendisini ne Suriye’ye ve  ne de Türkiye’ye ait hissetmediğini söyleyen Maryam yaşamına İstanbul’da devam edecek.
  • İlham Kunberjee (56), Şam. Eminönü-Fatih otobüsünde fotoğraflandı. Fatihte yaşayan Kunberjee bir falafel dükkanı işletiyor ve malzeme almak için sürekli Eminönü’ne gidiyor. Birleşik Krallıktaki oğlunun yanına yerleşmek isteyen Kunberjee hiçbir ülkenin kendilerine vize vermediğini ve Suriyeliler için dünyanın  artık dar olduğunu söylüyor. Daha yerleşik bir hayata geçmek, mutfak eşyası, kanepe gibi  ihtiyaçları almak için Türkiye’deki seçimlerin nihayete ermesini bekliyor.

Kamplar, çadır ve konteyner kentler, evinin vatanının ırak yerine taşınmış mültecileri getirir aklımıza, peşi sıra yaşadıkları yerin koşullarını ve geleneksel bir tavırla da sayım ve rakam değeri ile biten cümleleri getirir önümüze. Oysa mülteciler artık çadır kentlere değil büyük kentlere göç ediyor ve var olmanın başka yollarını arıyor. Ve artık kamplar mültecilerin hikayesini anlatma da yeterli kalmıyor. Kente göç temayülü mülteciler için de bir arzuya dönüştü ve büyük kente göç farklı kimlik ve aidiyetlerin bir aradalığını da artırdı.. ‘Bir arada' olma durumuna rengini veren şeyse kentin farklı noktalarında farklı şekillerde ortaya çıkıyor: Kira ücretlerinin artışı, kaçak çalıştırılan işçiler, çok kimlikli adli vakalar, her gün bir yenisi açılan felafel dükkanları...Suriye'den kaçış temelinde dikkatimi çeken bir başka olgu ise Suriyeli yalnız ve eğitimli kadınların kentte verdiği mücadeleydi... Bambaşka bir hayatı önlerine alıp koşar adımla ilerleyen bu kadınlar kimdi? Ne talep ediyor, ne umuyorlardı? Yaşadıkları büyük yıkımın burada onarılma imkanı var mıydı? Kent onların terk ettiği Şam, Halep ve diğerleri miydi, ya da komşu ülkenin, içinde başkalarının büyük yıkımlarını da barındırdığı kentlerin incisi İstanbul muydu? Kent rutininin işe koştuğu hayatta kalma savaşı, Suriyeli yalnız kadınlar için de geçerliydi. Kadınlar Suriye'ye ve Suriyeli olmaya dair anlatmak istedikleri sırlarını ve bazı dehşet anlarını sürekli halihazırda tutarak, sağlık, eğitim, iş, güvence arayışında akıntıya karşı kürek çekiyorlardı. Kentteki tüm yabancılar gibi.Susan Sontag ‘fotoğrafın söylediği şey çeşitli biçimlerde okunabilir, önünde sonunda bir fotoğrafta okuyacağımız anlam onun söylüyor olması gereken şeydir' der. Bu projede de Suriyeli kadınlar geçiş yaptıkları bu bambaşka topraklarda apaydınlık bir gökyüzü altında fotoğraflanamazdı. Farklı bir ışık tekniği ile çekilen dokuz kadın portresi onların saklı kalmış hikayelerine ışık tutmaktı benim için. Dolayısıyla fotoğraftaki hikayeye ters düşecek herhangi bir ışık kaynağından kaçınıldı.Paul Klee'nin Angelus Novus ismindeki tablosu üzerine çokça konuşulmuştur. Walter Benjamin gözleri geçmişe dönük olan tarihin meleğinin aslında bir fırtınaya doğru ilerlediğini söyler. Suriyeli kadınlar da tarihin meleği gibi savaşı    yıkımı arkalarına aldıkları İstanbul'da, önlerine kendi karanlıklarını da katıp ilerliyorlardı. Artık ne Suriye'ye aittie     aittiler  ve ne de İstanbul'a...Büyük çatışma ve yıkım işte burada başlıyordu!