21.08.2017

Perşembe Pazarında Çay Ocakları

Yazılar ve Fotoğraflar: Tülin Safi, Özge Sebzeci Haberi Oku

  • Kenan Kekeç, Gül Han 
Kenan Kekeç, 1985 yılından bu yana ailesinden devraldığı çay ocağı işini devam ettiriyor. Babası 1950’li yıllarda Erzincan’dan gelmiş, uzun yıllar çay ocağı çalıştırdıktan sonra emekliliğinde memlekete geri dönmüş. “Geçmişte İstanbul’a gelen her Kemahlı birbirine yardım etti ve çaycılık Kemahlılar arasında yaygınlaştı.” diyor. Epey zamandır ise Erzincanlılar arasında çaycılıktan başka mesleklere özellikle ticarete geçişler başlamış. Gül Han 1780 yılında Kamondo ailesi tarafından han olarak yaptırılmış, insanlar geceyi burada geçirir, giriş bölümüne hayvanlarını bağlarlarmış. Kenan bey yıllardır hanı sabah çok erken bir saatte açıyor ve halen 1780’den kalma tarihi el büyüklüğündeki anahtarı kullanıyor. Seksenli yılların sonunda bir sabah emniyet görevlilerince üzeri aranıp, anahtar bulunduğunda yaşanan şaşkınlık ve hep beraber han kapısını açmaları unutamadığı anıları arasında.  Günümüzde işlerinin geçmişe göre yarı yarıya azaldığını, hanların tenhalaştığını, elektrikli su ısıtıcıların çay satışlarını etkilediğini belirtti.  Bölgenin turizm merkezi olma doğrultusundaki dönüşümü ile gelecek, onun kafasında da pek çok meslektaşı gibi belirsizliğini koruyor.
  • Hayrullah Menekşe, Küçük Yeni Han 1974 yılında İstanbul’a gelip, Kürekçiler Kapısı Sokağı’nda bulunan çay ocağını babasından devralan Hayrullah Menekşe de Perşembe Pazarı’nın kabuk değiştirmesinden şikayetçi olanlardan. Geleceğe karamsar bakan Hayrullah bey, 1-2 yıl içinde emekli olmayı bekliyor. Çaycılık mesleğinin ise yok olacağını söylüyor.
  • Cemal Cantürk, Kürekçi Han 
Günboyu Kürekçi Han’ın dik merdivenlerini çay dağıtmak için yüzlerce kere inip çıkan Cemal Cantürk, Kemah’tan Karaköy’e 1967 yılında gelmiş. Çay ocağı işine girmesi ise pek çok Kemahlı gibi akraba desteğiyle olmuş: “O dönemde İstanbul’a gelen her Kemahlı bir diğerinden çaycılık öğrendi, sonrasında bir çay ocağı açmak istedi; her gelen Kemahlı bir diğerine yardım etti, böyle böyle çay ocağı işi Kemahlıların işi haline geldi”. Kürekçi Han’da çay ocağı açtıktan sonra o da İstanbul’a yeni gelenlere yardım etmeye başlamış. Kalacak yer bulmak zor olduğu için hep birlikte hanın üst katındaki bekar odasında kalır, bir tencere yemeği paylaşırlarmış. O  dönemleri özlemle andıklarını söylüyor Cemal bey çünkü 1980’lerden sonra Karaköy’ün ve esnafın çok değiştiğini, çay ocağı kültürünün de kalmadığını şöyle anlatıyor: “1980’lerde günde 2000 çay satardık, bu merdiven altında 5 kişi çalışırdık. O zamanlar, bir esnaf kahve ısmarladığında, hangi tüccar geldi diye diğerleri dönüp bakardı çünkü herkese kahve ısmarlanamazdı, şimdiyse 15 yaşındaki çocuk bile kahve içiyor... 1980’den sonra Karaköy’den gayrımüslim esnaf gitti, büyük esnaf gitti... Su ısıtıcılar da piyasaya çıkınca çaycılık bitti.” Cemal bey yakın zamanda meslekten emekli olacağını söylüyor.
  • Ali Rıza Balçık, Kızılkaya Han 
Arap Cami’nin yakınındaki Kızılkaya Han’ın girişindeki çay ocağını işleten Ali Rıza Balçığa göre, ocağı devraldığı 1996 yılından bu yana çok şey değişmiş: “Burayı Kemahlılardan devralmıştım. Buraların en güzel zamanlarını onlar yaşadılar. Bugün biz, onların bir günde sattıkları çayı, bir haftada satamıyoruz. O zamanlar buralarda on hamal çalışıyorsa, bugün bir tanesi kaldı. Çünkü Karaköy piyasasını bitirdiler.”  Ali bey, bunun Bedrettin Dalan döneminde başladığını, o zaman Karaköy esnafını Perpa’ya, İmes’e taşımak için Karaköy’e kamyonların sokulmadığını, buna karşı çıkmak için o dönemde yürüyüşler yaptıklarını anlatıyor : “Buraya geldiğimde bu bina yıkılacak diye hiçbir değişiklik yapmadım. Yıkılacak, yıkılıyor derken 15 sene geçti. Ama artık Galataport projesinin ortaya çıkmasıyla, Haliç’e metro projesiyle buraların taşınacağı zamanlar da yaklaştı. Biz burada iki, en fazla üç yıl daha varız.” Çay ocaklarının yerini ise otel ve restoranların alacağını belirtiyor: “Şu anda bu sokaklara akşam 7’den sonra giremezsin, kimse kalmıyor burada çünkü. Buraya lüks oteller ve lokantalar geldiğinde ise Sultanahmet’ten yürümeye başlayan turist, rahatlıkla Taksim’e yürüyerek çıkacak.”
  • Orhan Özşirin, Güllaç Han
Orhan Özşirin, 1952 yılında onüç yaşındayken memleketi Kemah’tan amcasının yanına Perşembe Pazarı’na çalışmaya geldi. O dönemde şimdi kendisine ait olan çay ocağını amcası işletiyormuş. İlk yıllarda üst kattaki bekar odasında kalır, yemeği orada pişirir, sokağa koydukları masalarında yerlermiş. “Dışarıda sebilimiz vardı. Sabahtan akşama kadar su akardı” diyor. “Burası çok kalabalıktı. Hamallar at arabaları vardı. Dört kişi çalışır, işlere zor yetişirdik. Eski esnafın hiçbiri yok. Burada gayrimüslimle çoktu. Sen para istemezdin, onlar getirirdi” diyor. Ona gore Perşembe Pazarı, özellikle Dalan döneminde bozuldu. Metro köprüsü açıldıktan sonra buraların en fazla iki yıl ömrünün kaldığını düşünüyor. Herkesin kendisine gore bir planı olduğunu söylerken onun ise en büyük hayali memlekete geri dönmek…
  • Osman Tilbaş, Çeşme İş Hanı 
Uzun yıllar Laleli’de tekstil piyasasında çalıştıktan sonra geçen sene Arap Camii yakınlarındaki çay ocağını devraldı.  Artık bir aile kurduğunu ve geliri belirli bir iş tercih etmesi gerektiği için bu işe başladığını söylüyor. İşine ve Perşembe Pazarı’ndaki ortama yeni yeni ısınan Osman beyin gönlünde ise tekrar tekstil işlerine geri dönmek yatıyor.
  • Gülten Kurt, Manhaym Han 
Gülten Kurt, Galata Köprüsü’nün hemen yanı başında  bulunan tarihi handa üç yıl önce çay ocağı işine başlamış. Perşembe Pazarı’nda çayı en uygun fiyata satan kişi. Çalıştığı binada Beyoğlu Posta Dağıtım Merkezi bulunuyor. Ayrıca çevredeki birkaç binaya da çay servisi yapıyor. Çay ocağında yapılabilecek her işi tek başına yapan Gülten hanıma, zaman zaman çocukları da yardım ediyor. Ayrıca öğlenleri yemek de yaparak kazancını arttırmaya çalışıyor.  Tek başına üç çocuk okutan Gülten hanım, becerikliliği ile her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi başarıyor.
  • Bayram Karaca, Kurşunlu Han 
Kenan Kekeç, 1985 yılından bu yana ailesinden devraldığı çay ocağı işini devam ettiriyor. Babası 1950’li yıllarda Erzincan’dan gelmiş, uzun yıllar çay ocağı çalıştırdıktan sonra emekliliğinde memlekete geri dönmüş. “Geçmişte İstanbul’a gelen her Kemahlı birbirine yardım etti ve çaycılık Kemahlılar arasında yaygınlaştı.” diyor. Epey zamandır ise Erzincanlılar arasında çaycılıktan başka mesleklere özellikle ticarete geçişler başlamış. Gül Han 1780 yılında Kamondo ailesi tarafından han olarak yaptırılmış, insanlar geceyi burada geçirir, giriş bölümüne hayvanlarını bağlarlarmış. Kenan bey yıllardır hanı sabah çok erken bir saatte açıyor ve halen 1780’den kalma tarihi el büyüklüğündeki anahtarı kullanıyor. Seksenli yılların sonunda bir sabah emniyet görevlilerince üzeri aranıp, anahtar bulunduğunda yaşanan şaşkınlık ve hep beraber han kapısını açmaları unutamadığı anıları arasında.  Günümüzde işlerinin geçmişe göre yarı yarıya azaldığını, hanların tenhalaştığını, elektrikli su ısıtıcıların çay satışlarını etkilediğini belirtti.  Bölgenin turizm merkezi olma doğrultusundaki dönüşümü ile gelecek, onun kafasında da pek çok meslektaşı gibi belirsizliğini koruyor.
  • Nurettin Cantürk, Yıldız Han 
Nurettin Cantürk Perşembe Pazarı’nın yıllardır  devam eden değişim sürecinin yakın tanıklarından. Yaklaşık 40 yıldır Yıldız Han’daki çay ocağının sahibi. Yıldız Han’ın 300 yıllık bir geçmişi olduğunu öğreniyoruz kendisinden. Memleketten ilk geldiği yıllarda Perşembe Pazarı’nın ticaretin kalbi olduğunu söylerken, “O yıllarda burası dolar taşardı. Karşımızdaki tüm hanlar doluydu. Dört, beş kişi çalışırdık. Ana caddeden sokak içlerine kadar atlar vardı. Buradan Sirkeci’deki ambarlara götürülmek üzere atlara mal yüklenirdi.” diyor. Günümüzde işler geçmişe göre çok azalmış. İlk önce gayrimüslim esnaf çekilmiş Perşembe Pazarı’ndan. “Eski esnaf yok şimdi, Dalan’dan sonra buralar bitti. Büyük esnaf Perpa, Beylikdüzü gibi yeni ticaret merkezlerine kaydı” derken bu durumun en önemli sebeplerinden birisi olarak mal indirme ve yükleme konusunda yaşanan sıkıntıları ve park yasağını  gösteriyor.  Perşembe Pazarı’nın turistik bölge olmasıyla beraber burada çay ocağı işinin de biteceğini düşünüyor.
  • Erdinç Üstündağ,  Küçük Değirmen Han
Erdinç Üstündağ, son 3 yıldır, 40 yıldır Küçük Değirmen Han’da çay ocağı işleten abisi Ali bey ile birlikte çalışıyor. Ali beye göre “elimde olsa 85 yılından önceye dönmek isterim, 86 yılına geçmem kesinlikle” diyor. Bunun nedenini de şöyle açıklıyor: “Biz buraya geldiğimizde yokluk diye bir şey bilmedik. Çünkü tüm esnaf dayanışma içindeydi. Büyük esnaf paraya değil, insanlığa değer verirdi. Bu insanlar gittikten sonra buraların tadı tuzu kalmadı.” O yıllarda öğleden sonra çay ocağının daracık girişine tavla kurulurmuş ve başlarmış keyifli sohbetler. Akşamları ise kimse çaycı, hamal; küçük, büyük esnaf ayırt etmeden aynı masaya otururmuş. O dönemlerde gayrımüslim esnafın varlığı da Karaköy’ün belirleyici özelliklerindenmiş. Bir arada hoşgörü içinde yaşanırmış. Ramazan aylarında gayrimüslimlerin arkalarını dönerek yemeklerini yedikleri anlatılanlar arasında. Erdinç bey, abisine göre geleceğe daha umutlu baksa da, yine de Karaköy’ün geçirdiği dönüşümü düşündüğünde çok uzun süre bu mesleği sürdüremeyeceğini belirtiyor.