21.08.2017

Samatya

Fotoğraflar: Damla Yedisan Haberi Oku

  • Samatya, geçmişi Bizans’a uzanan bir semt, İstanbul’un en eskilerinden.
  • Yunanca’da “kumlu” anlamına gelen Samatya’da sanki bir şeyler eksik: Ne semte adını veren sakinleri, ne plajları, ne de surlardaki Samatyakapısı artık yok.
  • Yeni nesilin, TV dizisi “İkinci Bahar” ile tanıdığı Samatya Meydanı’nda, balıkçı ve meyhaneler karşılar sizi.
  • Bu dükkânlardan çok ucuza balık alabilirsiniz, Samatya kedilerinin balıkları ise “şirketten”dir.
  • Eğer bir Ferdi Tayfur hayranıysanız, İltifat Kuaför’de indirimli traş olabilirsiniz.
  • Samatyalılar, ihtiyaçlarını küçük esnaftan karşılıyorlar. Bunun en büyük nedeni ise –neyse ki- yakınlarda bir alışveriş merkezinin bulunmaması.
  • Samatya Surlarının çok küçük bir kısmı ayakta kalabilmiş. Özellikle demiryolu yapımında büyük hasar gören surlarda hala işlev gören bu kapı, sahil yolu ile Samatya’yı birbirine bağlıyor.
  • Surların ayakta kalan en büyük bölümünü sahil yolunun kenarında görebilirsiniz. Yapıldıktan yüzyıllar sonra, bu surların görevi oldukça değişmiş: Şimdilerde geceleri meyhane ve umumi tuvalet, gündüzleri ise güneşlenme mekânı olmuş durumda.
  • Marmara Denizi’ndeki kirlilik nedeniyle, Samatya sahillerinden denize girmek geçmişte kalmış. Gene de, yeterince gezinirseniz denize giren cesaretli gençlere ve “eski toprak” Samatyalılara rastlayabilirsiniz.
  • Bunun dışında, sahil balık tutmak ve aylaklık etmek için kullanılıyor.
  • Sıcaktan bunalan ve yeterince cesareti olmayanlar,  Samatya Meydanı’ndaki çay bahçesinin gölgesinde serinleyebilirler.
  • Samatya Meydanı’nın sahile bakan kısmı ise “otopark”a dönüştürülmüş durumda.
  • İçkalpakçı Çıkmazı, arabaların giremediği eski ve dar bir sokak.

 

İstanbul'un Bizans'ı en iyi hatırlayan ve hatırlatan semti Samatya. Kendi köşesine kıvrılmış, kaderine boyun eğen dar bir sokak; İçkalpaçı Çıkmazı. Bir tarafta dizilmiş iki-üç katlı eski evler, bir tarafta surlar, diğer tarafta da demiryolunu ayıran istinat duvarı…

 

Buranın tarihi, göçlerin tarihi aslında. Kim bilir kimler gelip kimler geçmiştir buradan  yüzyıllardır ama, son 60 yıla bakmak bile yetiyor göç acısını hissetmeye.

Önce 6-7 Eylül Olayları vuruyor semti... Hâlâ Rum ve Ermeni izlerini görmek mümkün de evlerde, kendilerini görmek neredeyse imkânsız. O korkunç geceden sonra sürgün oluyor ve evleriyle, dükkânlarıyla, kiliseleriyle beraber hatıralarını da bırakıp gidiyor gayrimüslimler. İstemeye istemeye...

 

Ama İstanbul bu, neresi boş kalmış ki burası kalsın? Bu sefer de Doğu'dan; Mardin'den, Malatya'dan, Bitlis'ten, Diyarbakır'dan iş bulmayı düşleyenler, köyü boşaltılanlar, hatıralarını ayrıldıkları yerde bırakıp, dolduruyor sokağı.  Ama hemen hepsi memleketinin özlemini duyuyor. Onlar da sürgün ediliyor aslında; hayat koşulları tarafından. İstemeye istemeye yerleşiyorlar Samatya'ya.

 

Ama yine de, iyi kötü sürüyor burada hayat. İstanbul' un "fazla gelişmiş" karmaşasından uzak, herkesin birbirini tanıdığı, sokaklarda çocukların beraber oynadığı, bisiklete bindiği, kedilerin araba altında kalma korkusu olmadan özgürce gezindiği bir yer Samatya. İşsizlik gırla, gelir seviyesi çok düşük ama çabalıyor insanlar tutunmak için. Pek çoğu İstanbul' da kalmak zorunda olduğundan, burada yaşamaktan memnunlar. Burası onların evi artık. Ama sürgün yine yaklaşıyor...

Kentsel dönüşüm adı altında gerçekleşen tahribat ve yıkımdan, tarihi doku kadar insanlar da nasibini alıyor. Samatya sakinleri de yerlerinden edilmek isteniyor. Üstelik bu sefer, o büyük geçmişten ne var ne yoksa süpürülecek gibi görünüyor.