14.12.2017

Umutları Hala Gözlerinde Parıldayan Kadın: Leyla Halid

Yazı ve Fotoğraflar: Meltem Ulusoy Çevirmen: Nicola Saafin Haberi Oku

  • Umudu gözlerinde parıldayan kadın: Leyla Halid

 

Leyla Halid ile, son yıllarda sıklaşan İstanbul ziyaretlerinin sonuncusunda bir araya gelme şansımız oldu. Geçtiğimiz hafta Sosyalist Yeniden Kuruluş'un düzenlediği "Suriye'de neler oluyor?" başlıklı panel için Türkiye'ye gelen Halid, FHKC'nin gelişimiyle, HAMAS'la, Ortadoğu'daki son gelişmelerle ve de Türkiye'deki baskılar ile ilgili sorularımızı yanıtladı. Söyleşimiz sırasında direniş yıllarını öyle bir anlattı ki, sadece gözlerine bakmak bile yetti. Belli ki sarıp saklamış yaşadıklarını onca yorgunluk ve mücadele arasında...

Halid, yalnızca işgal edilen kendi topraklarının değil, dünyanın sesi oldu. 1969 yılında bütün dünya tanıdı onu. Filistin mücadelesini, tüm halklara duyurmak amacıyla FHKC'nin (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) uçak kaçırma eylemlerini gerçekleştirenlerden biriydi. Doğduğu yerleri bir kez olsun görebilmek için kaçırdığı uçağın pilotunu Hayfa üzerinden uçmaya zorladı. Yıllarca bütün öfkeli kadınlar onun bu direnişçi gücünden esinlendi. Hala mücadelesine FHKC Politbüro üyesi olarak devam ediyor. Sık sık diğer ülkelere, işgal altındaki bölgelerde kadın olmak ve Ortadoğu meselesi hakkında konferanslar vermeye davet ediliyor.

 

FHKC eski yılları ile bugünkü süreç arasında ne gibi değişimler geçirdi? Komiteleriniz, idari kadronuz ve direniş açısından gelişen nedir?

Kuşkusuz bütün örgütler kendi mücadele sürecinde farklı aşamalardan geçerken aynı zamanda izlediği yöntemleri de değiştirir. FHKC'nin bazı ilkesel kuralları ya da sapmadığı noktaları var. Bu kalıcı olan ilkelerden bir tanesi FHKC'nin düşünceleridir. Bu mücadelenin sabit kalan amaçlarından biri Filistin'in özgürleştirilmesi ve bunun da silahlı mücadele yöntemi ile yapılabilineceğidir. Geçen süreçte, direnişin bütün biçimlerde ya da mücadelenin bütün biçimlerde olabileceğini de ekledik. Politik, diplomatik ve barışçıl halk hareketi taban çalışması ile kültürel mücadelenin de buna eklenebileceğini söyledik. Çünkü anladık ki, düşmanla savaşımız kısa değil, uzun bir savaş ayrıca kuşaktan kuşağa aktarılması gereken bir mücadeledir. Tabii aynı zamanda Filistin'de, Arap dünyasında ve tüm dünyada değişen, dönüşen politik durumları da göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu değişkenlik gösteren durumlardan bir duruş sergilemek durumundayız. Bizler önce halkımıza sonra ittifakta olduklarımıza sırtımızı dayarız. Düşmanlarımızın değişkenliklerini de okumaya çalışırız.

Bizler, Arap ve uluslararası düzeylerde çok büyük politik sarsılmalara maruz kaldık. FHKC'nin her kongresinde politikalarımızı yeniden gözden geçiriyorduk, bu politikaları değerlendiriyorduk. Olumlu olan noktaları desteklemek, olumsuz olan noktaları ise azaltmak için yapıyorduk. Bu gözden geçirme sayesinde biz de kendi yöntemlerimizi yeniden değerlendiriyorduk. Sadece genel kongrelerde değil, aynı zamanda merkezi komitelerin toplantılarında da böyle oluyordu.

 

‘'BİZLER KENDİ ÜLKEMİZİ, TOPRAĞIMIZI ÖZGÜRLEŞTİRME FİKRİMİZİ HİÇBİR ŞEKİLDE DEĞİŞTİRMEDİK''

 

Sizce kendine ait olmayan topraklarda savaşı yaratan İsrail devletinin hangi tutumunda barış sağlanır?

Bizlerin siyonizm ile hiçbir şeklide yaşama olanağı yoktur. Siyonizm ırkçı, emperyalist bir harekettir. Çatışmamız sadece İsrail ile değil, aynı zamanda siyonizm hareketi ve uluslararası emperyalizmledir. Dolayısıyla bizler bu düşmanı, bu yapıyı, bu ülkeyi incelemeye alırız ve hangi dönüşümden geçtiğini de önemseriz. İsrail'in tabiatı 64 yıldan bu yana hiç değişmemiştir. O nedenle bizler de kendi ülkemizi, toprağımızı özgürleştirme fikrimizi hiçbir şekilde değiştirmedik. 1974 yılında aşamalı çözümü ya da aşamalı amacı benimsedik. Filistin Politik Ulusal Birliği de bunun üzerinde sağlandı. Bunun temel noktası ise Filistin mültecilerinin geri dönüşü, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkı ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti'nin Filistin toprağı üzerinde kurulmasıdır. Aşamalı çözüm aslında bu realiteden yola çıkarak yapmaya çalıştığımız bir çözümdür. Bunu başardığımızda bizim için siyonist projeyi bozguna uğratmanın ilk aşaması olacağına inanıyoruz.

Filistin davasının, sorununun çözülmesinin anahtarı aslında Filistin mültecilerinin geri dönüşünden başlar, bu da Filistin'in ve halkının bir hakkıdır. Aynı zamanda bu uluslararası hukukta da korunmuştur. Çünkü İsrail'e BM (Birleşmiş Milletler) tarafından; Filistin mültecilerinin kendi toprağına, evlerine geri dönmesini talep eden bir karar çıkarılmıştı. İsrail'in BM'de üyeliğinin tamamlanması için bu koşul vardı. (194 nolu karar). Her ne kadar İsrail Devleti ve siyonizm hareketi, İsrail devletini kurarken "halksız bir toprak, topraksız bir halk için'' söylemine dayansa da nihayetinde Oslo anlaşmalarını imzalayarak Filistin halkının varlığını itiraf etmek, kabul etmek zorunda kalmıştır.

 

Ortadoğu'daki ve Suriye'deki son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD'nin bu bölgenin yeniden kurulmasına ve yeniden yapılanmasına dair genel bir bakışı var. Bu bakışa dair projenin en önemli amacı; bölgeyi kendisinin ve İsrail'in hegemonyası altında tutmaktır. Özellikle bu bölgedeki petrol elinin zengin olmasının yanı sıra bölgede İsrail'in güvenliğini sağlamak ve İsrail'i bölgenin en önemli gücü haline getirme amacıdır. ABD, bu projenin gerçekleşmesi için bütün üslupları ve bütün yöntemleri deniyor; gerek askeri güçle, gerekse yerel güçlerle ve yöntemlerle. Irak işgalini de askeri güçle gerçekleştirdiği gibi.

Başka bir yöntem de; Arap bölgesindeki mezhep çatışmasını körüklemesi ve aynı zamanda Katar-Türkiye-Mısır ittifakı gibi bu bölgede bir dizi yeni ittifak kurmasıdır. ABD'nin bu projesini reddeden bütün ülkelere de ekonomik ambargo uygulamasıdır. Bu yöntemlerle bölgedeki askeri üstlerini de genişletmesidir. Bu da aslında, düşmanı İsrail yerine İran olarak belirtmektir.

ABD'nin, bütün işbirlikçilerinden yardım alarak, kendi safına çekerek Suriye'yi bölmek istiyor. Suriye halkı kendi geleceğini belirlemelidir. Bizler hakların demokrasisi ve sosyal haklarının yanındayız, halkını öldüren rejimleri savunmuyoruz. Dış müdahaleye ilkesel olarak karşıyız. Suriye halkı kendi başına karar verebilir.

 

‘'FHKC İÇİNDEN FİLİSTİN TOPLUMU İÇİN BİR KADIN ÖRNEĞİ YARATILDI''

 

FHKC'nin kadın özgürlük mücadelesine bakışını nasıl tanımlayabiliriz?

FHKC, marksist düşünce temelinde ilerlemektedir. Bu da zaten ilerici bir düşünceyi benimsediğimiz anlamına geliyor. Kuşkusuz partimiz de toplumumuzun bir parçası, bu nedenle FHKC olarak, bu düşüncenin bütün üyeleri tarafından benimsenmesi için uzun bir mücadeleye ihtiyaç duyuyoruz.

Bu bölgenin tarihsel olarak İslami uzantıya sahip olduğunu unutmamak gerekir. Aynı şekilde kültürel öğelerinin İslam'a dayanması da partimiz kadın kollarının varlığının zor koşullarına işarettir. Toplumumuzda çoğunlukla kuralların, kanunların temel kaynağı İslam'dır. Buna yaşadığımız toplumun ataerkil olması da eklenince, FHKC üyeleri de, bu kültürel birikimi zamanla kendi içlerinde barındırırlar. Yalnız, FHKC liderlerinde bu durum üyelerden biraz farklıydı. Tarihsel olarak; George Habaş, Abu Ali Mustafa, Abu Mahir Yemeni, Wadi Haddad ve Gassan Kanafany gibi tüm bu liderler ve diğerleri FHKC'deki kadınları ve tüm Filistin kadınlarını desteklemek için birçok çalışmalar yaptı ve yapmaya devam ediyorlar. Bu da aslında partimizin ilerici düşüncelerle enjekte olduğunu gösterir.

Parti, kurulduğundan beri sadece partinin içinde değil aynı zamanda toplumun bir parçası olarak toplumun içinde de kadının rolünü yükseltmeye çalıştı. Aynı zamanda başından itibaren, özgürleşme yolunda kadın ve erkeğin hep beraber olması gerektiği sloganıyla yükseltti. Bu sloganı da gerçekleştirmek için uğraştı. Ve bizler kadınlar olarak çalışmalarımızın başlamasından bu yana, kadının bu toplum içerisindeki rolünü belirtmeye, ortaya koymaya çalıştık özellikle de silahlı mücadeleye katılma noktasında. Hem Filistin'in içinde, hem Filistin'in dışında, FHKC içinden Filistin toplumu için bir kadın örneği yaratıldı. Kadınlar, FHKC'nin bütün alanlarında kendini var ederek, ispatladılar. Biz kadınlar bu büyük çabaların ardından FHKC'nin yüksek mertebelerinde bulunabildik ve sonra da Politik Büro'ya ulaşabildik.

 

Filistin direnişinin HAMAS adıyla anılmasının nedenlerini ve HAMAS'ın süreç içerisindeki değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

HAMAS bir örgüt olarak kuruluşundan bu yana siyasi İslam'ı temsil ediyor. Aynı şekilde İslami Cihad da. Bizler ideolojik farklılaşmaya rağmen bu örgütlerin de Filistin halkının bir parçaları olduğunu düşünüyoruz. Çünkü her toplum, farklı toplumsal akımlar barındırır, aynı zamanda toplumun sınıflarını da temsil ederler. Bir ulusal özgürleşme sürecinde olduğumuz için, Filistin ulusal özgürleşme sürecinin temel haklarını savunan tüm üyeleri barındıran bir birliği sağlamak gerekir. Daha önce FKÖ (Filistin kurtuluş Örgütü) adıyla oluşturulan genel çatı ve cepheleşme HAMAS ortaya çıkmadan önce de vardı, HAMAS bu çatıya katılmayı daha başında reddetti. Fakat 2006 yılında bağımsız olarak parlamento seçimlerine girerek, bilinçli ya da bilinçsiz FKÖ'nün en önemli organına girmiş bulundular. Çünkü Filistin Parlamentosu ya da Yasama Meclisi, zaten Filistin Ulusal Meclisi'nin bir parçasıdır.

''HAMAS, TARİHSEL OLARAK EN BÜYÜK HATASINI, FİLİSTİN KİMLİĞİNİ BÖLEREK YAPTI''

Toplumumuzda büyük bir halk desteğine ve kitleye sahip olan HAMAS silahlı mücadeleyi benimseyen bir örgüttür. Başta El-Fetih ile olmak üzere, içerideki çelişkileri çözmek için silaha başvurdular. Bizler de bu yöntemin kullanılmasını kınadık. Çünkü her zamanki gibi FKÖ'nün içerisinde kendi sorunlarımızı silah yoluyla değil, tartışma ve diyalog yoluyla çözebileceğimiz üzerine anlaştık. Bizim için her zaman temel çelişki işgalciyle olmalıdır. Bunun için de zaten silahlı direniş göstererek işgalciye karşı duruyoruz. HAMAS ise, tarihsel olarak en büyük hatasını, Filistin kimliğini bölerek Filistin toprağının da bölünmesine izin vererek yaptı. Toplumda yatay olmayan dikey bir bölünme yarattı. Bu da HAMAS'ın iktidar peşinde koştuğunu ve iktidar için çalıştığını gösteriyor. Bizler bu bölünmelerin yaşanmaması adına her ne olursa olsun ulusal birliğe, diyaloğa davet ediyoruz. HAMAS'ın bu yöntemi aynı zamanda, İsrail ile müzakereler ve Oslo anlaşmaları gibi Filistin halkının mücadelesini de yıkmaya zorlamaktır.

Bizlerin ise şu anki çalışmaları ve amacı Filistin solunu birleştirmektir. Filistin solunun birleşmesi, her zaman FHKC'nin ana konferanslarında, kongrelerinde belirlenen hedeflerden bir tanesi oldu. Bu hala bizim görevimiz ve bizler de bunun için çalışıyoruz. Sol giderek kendini liberal sağ ve İslamcı sağ ortasında buluyor. Bunların dışında 3. yeni bir yol yaratmak halk kitleleri için gereklidir; politik müzakere yolundan ve bölünmeden uzak, ulusal birliği sağlayan bir mücadele için gereklidir. Çünkü HAMAS, tüm Filistin'i temsil etmiyor.

 

Türkiye'deki iktidarın Ortadoğu ile ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye'nin şu anki Ortadoğu'daki rolü çok kuşku uyandırıcı… Toprağında ABD'nin en büyük üssü bulunuyor. Aynı zamanda NATO'nun bir parçası olan Türkiye, ABD'nin menfaatleriyle uyumlu olan siyasal İslam adı altında Ortadoğu'da rol oynuyor. Bu rolün temeli de ABD'nin buradaki projesini gerçekleştirmektir. Katar-Mısır-Türkiye arasındaki bu ittifak da bunun bir göstergesidir. Şu an çok utanç verici bir şekilde Suriye'nin iç işlerine karışıyor. Silahları ve silahlıları Suriye'ye sokuyor ve sürekli Türkiye hükümeti Esat rejiminin ya da Suriye rejiminin kalan günlerinin çok az olduğunu söylüyor. Ordusunu Suriye sınırına yerleştirerek savaş iklimini hazırlıyor. Sınırında patriot savunma sisteminin kurulmasını kabul ediyor. Bunun Türkiye devletinin egemenliğine büyük bir ihlal olduğunu düşünüyorum.

Uluslararası ilişkiler, ülkelerarası ilişkiler karşılıklı saygı ile kurulur. Bu özellikle de komşu ülkeler bakımından çok önemlidir. Bu utanç verici müdahale şu anki politik şekliyle ‘"Ilımlı İslam'ın'' gerçek yüzünü gösteriyor. Bu anlamda aslında ABD'nin ve emperyalistlerin bu bölgedeki projesini gerçekleştirmelerinin bir edasına dönüşmüş durumdalar.

 

‘'DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TUTSAK ETMEK İNSAN HAKLARININ EN BÜYÜK İHLALİDİR''

 

Türkiye'de başta Kürtler olmak üzere iktidarın zapta almaya çalıştığı muhalefete uyguladığı baskı giderek artıyor. Siz, bu baskıların ve Kürt sorununun çözümünü nasıl görüyorsunuz?

Her toplumun içerisinde rejime karşı bir muhalefet doğar. Türkiye'de de mevcut rejimine karşı olan birçok muhalif örgütlenmeler var. Bu örgütlerin görevi zaten bu rejime karşı gerekli mücadele yöntemleri belirlemektir. İster parlamentoda olsun, ister sendikaların, örgütlerin, derneklerin çalışmalarında olsun; bütün bunlar aracılığıyla kitleleri bilinçlendirmek ve bunları birleştirmek sürecine geçilmelidir. Bizler Filistin'de İsrail hapishanelerinde bunun çilesini başta çeken bir halk olarak, nerede olursa olsun, politik tutsaklığına, düşünce tutsaklığına karşıyız. Düşünce özgürlüğünü tutsak etmek insan haklarının en büyük ihlalidir. Bu durum ayrıca, buradaki rejimin iddia ettiği demokrasilerinin gerçek yüzünü gösteriyor. Bu baskılara karşı Türkiye halklarının da tayin etmesi gereken bir mücadele biçimleri, yöntemleri olmalıdır.

Kürt sorununun çözümü ise ancak demokratik bir barışla mümkün olabilir. Barış sürecine, müzakerelerle barışa ulaşmak son derece önemlidir. Paris'te üç kadının öldürülmesi barışa vurulmak istenen bir darbedir. Kim yapmış olursa olsun sonuç olarak kime hizmet ettiği önemlidir. Kürtler, bizim yaşadıklarımızı yaşamamalıdır. Bu nedenle iktidarların parlatıcı barış söylemlerine aldanmamak gerekir.

 

Leyla Halid Kimdir?

9 Nisan 1944′de İngiliz yönetimi altındaki Hayfa'da doğan Leyla Halid'in ailesi, 1947'de Araplarla Yahudiler arasında başlayan çatışmaların ardından 1948′de babalarını geride bırakarak Lübnan'a kaçtı. 15 yaşında Filistin Halk Kurtuluş Örgütü'ne katılan Leyla Halid, Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde tıp eğitimi gördü. 1967'de Altı Gün Savaşları'ndan sonra Filistin Halk Kurtuluş Örgütü'nde faaliyet yürütürken Kuveyt'te öğretmenlik yapmaya başladı. 1969 ve 1970 yıllarında üçü eşzamanlı olmak üzere dört uçak kaçırma eylemine katıldı.

İki çocuk annesi olan Halid, 1964 yılından bu yana sürgünde bulunduğu Ürdün'ün başkenti Amman'da yaşıyor. Filistin Ulusal Yönetimi'nde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'ni temsil ediyor.