16.10.2018

YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU

Fotoğraflar ve Yazı: Zelal Sever Haberi Oku

  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • Mehmet Sönmez
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU
  • YORGUN AHŞABIN YOLCULUĞU

Metropolün göbeğinde kendine özgü dokusunu korumayı başaran Balat ziyaretçilerini her an sürprize gebe sokaklarıyla karşılıyor. Tarihi dokusu kadar kozmopolit yapısı ile de dikkat çeken semtin en merak uyandıran mekânlarından biri de tarihi surlar içinde hayat bulan "Dönüşüm Tasarım Atölyesi"... Hatıraları yeni bir formda canlandıran bu atölye "hiçbir şey çöp değildir" argümanıyla karşılıyor bizi. Henüz çocukken eski eşyalardan dönüştürerek yaptığı ilk oyuncağın ilhamıyla kurduğu atölyede ahşap tasarımcısı Memet Sönmez toplumun tasfiye ettiği nesneleri dönüştürerek yeniden evlerimizde, odalarımızın duvarlarında yer almalarını sağlıyor. Evinin salonundan balkonuna, balkondan da bu atölyeye taşıdığı ideali için Balat'ı seçmesinin en önemli nedeni ise semtin en az atölyesi kadar tarihi ve mistik yapısı...

Eski çöpleri toplamaya başladığı ilk dönemlerde çevre halkı şaşkınlıkla karşılamış bu girişimini. İşlevini yitirmiş, kurtlanmış tahtaları topladığı için belediyeye şikayet edileceği söylenmiş şakayla karışık. Yakılacak bir odun gibi görülen o nesnelerden yaratılan tasarımlar zamanla gezginlerin, dışarıdan gelenlerin ilgisini çektikçe çevre halkının da bakış açısı değişmiş. Şaşkınlık yerini ilgiye, güvene ve zamanla desteğe dayalı bir ilişkiye bırakmış. Balat'ın dışına taşan bu ilgiyle atölye, günlük hayatın stresinden ya da kişisel yaşamlarındaki sıkıntılardan kurtulmak için gelenlerin nefes alacağı bir alana dönüşmüş.

Üç kuşaktır Balat'ta yaşayan Erol Kayaoğlu'nun yolu, dostu Memet ile on beş yıl önce kesişmiş. Yaşanmışlığı olan eski ahşapların işlevsel hale getirildiği bu atölyeyi görünce burada olması gerektiğini düşünmüş ve kopamamış bir daha. Her ne kadar işin zımparalama gibi kaba bölümlerini yapıyor olsa da yaşanmışlığı olan bir şeye dokunuyor olmanın ruhunu okşadığını söylüyor Erol. Yetenekli bir resim öğretmeni olan Havva Tutar ise üretime çizim ve boya ile katkıda bulunuyor. 

Sevdiği işle tasarıma katkıda bulunmanın mutluluğunu yaşadığını belirtiyor. Tamamen gönüllü çalışan Berivan Töre ise meslek edinmek için toz toprak içinde tasarımın mantığını anlamaya kafa yormaktan keyif alıyor. Bütün meselenin ahşabın kokusu ve çevre bilinci olduğunu vurguluyor. Buna benzer gerekçelerle atölyeye gelen çok sayıda insan var. Daha çok meslek edinmek isteyen ya da tasarım yeteneğini geliştirmek isteyen insanların uğrak yerine dönüşmüş atölye. Bu durumdan da karşılıklı bir memnuniyet oluşmuş.

Öte yandan çevrenin sosyo-kültürel yapısı nedeniyle çok az bir kitleye hitap ettiklerini vurguluyor Memet Usta üzülerek. Ekonomik seviyenin yükseldikçe ilgi oranının arttığını ve ancak bölgenin kırık sandalyelerini onararak, pencerelerini tamir ederek onlara hitap edebildiğini söylüyor.

Bir zamanlar kozmopolit kültürüyle dikkat çeken Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin yaşadığı ancak günümüzde ne yazık ki harap durumda olan bu semtteki cumbalı evlerin kerevet tahtalarından alınan ahşapların hüzünlü ve neşeli hikâyeleri var. Memet Usta  çöpten gelen ve şimdi başka bir formda ve başka bir amaçla hayat verdiği tasarımlarının hikâyelerini de yeniden yazıyor.

dolap_q0a0610-jpg.jpg

Tahta Dolap
Tahta dolabın hikâyesi bundan 80 yıl öncesine dayanır. Balat'ın salaş sokaklarında ahşap cumbalı bir ev yapılır. Evin içi mutlulukla doldurulur. Cumbasında oturulup kahveler içilir, hoş sohbetler edilir. Yahudi komşusu Rum ev sahibine, Müslüman bakkal Ermeni kiracısına misafirliğe gider. Kuru kahveci Mehmet Efendi koku saçar Direklerarası Tiyatro kulislerine. Agora Meyhanesi dolup taşar. Cumbalı evin içi kâh umut, kâh kaygı ile dolar. Araya 6-7 Eylül olayları, 74 Kıbrıs savaşı girer… Evin perdeleri sıkı sıkıya kapanır. Ermeni yuvasını terk eder… Yahudi saklanır… Balat Çıfıtçılar Çarşısı Telekom bayilerine, yerli malı tezgâhları yerini kahvehanelere bırakır. Balat'ın sokakları torbacılara yataklık yapar. Cumbalı ev hüzünlenir, yılların ağırlığına dayanamaz, çöker. Geriye yorgun tahtalar bırakır…

***
Bu gördüğünüz dolap merdiven basamakları ve kerevet tahtalarından yapılmış. Hikâyede adı geçen cumbalı ev Memet Usta tarafından tamamen restore edilmiş. Tarihe yakından bakarsanız dolabın üzerinde umutla aşka koşan insanların ayak izlerini görürsünüz.

besik_q0a0778-jpg.jpg

Beşik
Küçük kız son kez baktı çeyiz sandığının yanındaki beşiğine. Biri geçmişi, diğeri geleceği idi. Şimdi beşik boş, çeyiz sandığı doluydu. Beşikte yattığını, annesinin ona ninniler söylediğini hatırlamıyordu. Ama çok dinlemişti annesi ile ilgili hikâyeleri. Oysa çok geçmemişti aradan. Aynaya yaklaştı ve uzun uzun kendine baktı. "Ne kadar küçüğüm" diye içinden geçirdi. Az önce kardeşleri ile oynarken annesinin ona seslenişi geldi aklına, "Kart kız, çabuk aşağıya gel. Seni görmeye geldiler." Gelin olacaktı, istemeye gelmişlerdi. Patlak gözlü, avurtları çökük, saçları alnından başlayan, uzun kara bir adamdı. Korkmuştu. Annesinin hikâyeleri arasında geçen, babası ile ilk karşılaştıkları zaman gibiydi. Annesi de on üç bahar görmüştü evlenmeden. On üç yaz, on üç sonbahar… Şimdi mevsim kıştı. Demek, "görmek" istemekti. "İstemek", almak, bilinmez bir yaşama kapı açmaktı. "Bu ev, bu oda, bu oyuncak bebek, bu koku ve kardeşlerim…" Gözlerinden aklına, aklından yüreğine adını bilmediği bir ağrı çöküyordu. Boynunu büktü, önce çeyiz sandığına sonra boş gözlerle boş beşiğe baktı bir kez daha. "Sığar mıyım içine? Sığsam annem beni sallar mı, ninniler söyler mi?" diye içinden geçirdi.

ceyizsandigi_q0a0551-jpg.jpg

Çeyiz Sandığı
Dünyalar dolusu çeyizler toplandı. İçine kanaviçe yastık kılıfları, boncuk ve dantel işlemeli havlu kenarları konuldu. Anneannesi gözlerini kör edene kadar tenteneler, nakışlar ördü. Zeytinyağlı sabunlar, porselen tabaklar, gül kokulu esanslar… Bir de umutlar, sevinçler heyecanla konuldu içine. "Kutsal"dı artık sandık. Ağzı sıkı sıkıya kapatıldı. Regl döneminin ardından önüne el oymalı çeyiz sandığı açıldı kokular saçarak. Beyaz çarşaf üzerine kırmızı lekeler düştü. Umutlar yıllara yenildi. Sek sek oynayan kız çocuğunun oyun çizgisi kaldı aklında. Bir de naftalinlerin eriyip yok olduğu sandığın kırık tahtaları. Hayaller ay ışığı gibidir. Daima yukarıda kalır. Uzansan sanki tutacakmışsın gibi… Gördük ki sandıktaki hayaller, hayallerimizin üzerine tahtakurdu gibi düşmüş, hiçbir hayal yaşanmamış. Bunun adı belki "kader" belki "mukadderat" tı.

kitaplik_q0a8467-jpg.jpg

Kitaplık
Boş beşikten küçük kıza, küçük kızdan çeyiz sandığına uzanan hikâyelerin hüzünlü ve neşeli kahramanları belki de biz cep telefonlarımızla oynarken yanımızdan geçenlerdir. Kitaplığın kaynağı Rum Yetimhanesi'nin merdiven basamaklarından tasarlanmıştır. Umarız ki bu tasarımlar içinde yukarıda bahsi geçen kahramanların hikâyelerini de kapsayan kitaplar barındırır.