15.12.2017

Zamanın Silüeti Sandalcılar

Yazı ve Fotoğraflar: Merve Bozcu Haberi Oku

  • Döneminde, çeşitli eğlencelerin düzenlendiği, oyunların oynandığı, sandal sefalarının sürüldüğü en gözde semtlerden biriymiş Haliç, nam-ı diğer Altın Boynuz. İki yaka arasındaki ulaşımı en rahat sağlayan sandallar ise Haliç'in önemli bir parçasıymış. Eyüp-Sütlüce arası çalışan kayıklar günümüzde eski popülerliğini yitirmiş olsa da hala kullanılmaya devam etmektedir
  • Yılların kayıkçılarından Rıza Bodur, havanın güzel olduğu günlerde ekmek teknesinin ihtiyaçlarını gideriyor ve bu iş çoğunlukla tüm kayıkçıların işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.
  • Kayıkçılardan Salih Pune genellikle tatil günlerinde geldiği ve kayıklarıyla ilgilendiği bu yerden ayrı bir keyif alıyor. O, buranın kendisini rahatlattığını ve dinlendirdiğini söylüyor.
  • Güneşli günlerde Eyüp-Sütlüce arası ziyaretler artıyor ve kıyıdaki kayık trafiği de yoğunlaşıyor ister istemez.
  • Sütlüce kayıkçılarının çoğu birbirinin hemşerisi veya akrabası. Bu sebeple, hemşeriler bir araya gelince memleketten, akrabalardan konuşmadan olmuyor. Hele ki birbirlerine takılmadan, birbirleriyle şakalaşmadan o gün bitmiyor.
  • Dışarının soğuğu, içerinin sıcağı… Tüten bir sobanın önünden Eyüp'ten gelmekte olan kayığa bakmanın yalnızlığı ve beklemek… Kışın uzun ve müşterisiz geçen günlerinin bir özeti.
  • Havanın soğumasıyla birlikte müşteriler de azalıyor fakat kayıkçılar arasındaki sohbetin tadı tuzu hiç azalmıyor.
  • Bir bakıma nostalji unsuru olarak kabul edilen kayıklar, filmcilerin de kullanılmak istediği ulaşım araçlarından olmuş zaman zaman. Sami Sapan'ın anlattığına göre Yılmaz Erdoğan da onlardan biri.
  • Yıllarca denizden, sudan uzak bir yaşamları olmamış kayıkçıların, emeklilik düşünceleri arasında memlekete dönmek, bağ bahçe sahibi olup tarımla uğraşmak gibi planlar var. Yine de onlar, denizden uzakta yaşamayacaklarını sık sık dile getiriyorlar.
  • Nöbet sistemiyle çalışılan Sütlüce'de kış aylarında hem nöbet günleri hem de saatleri azalıyor. Buna tezat olarak, kayıkçıların yolcularını beklerken vakit geçirdikleri bu esnaf odasının sıkışıklığı ise daha da artıyor.
  • Çöken geceyle birlikte geleni gideni artık iyice azalıyor Sütlüce'nin. Etrafta kuş seslerinden başka bir şey pek duyulmaz oluyor. Ocakta demlenmekte olan yorgunluk çayı, bir günün daha bitmekte olduğunun habericisi.

İstanbul'da yaşamak başlı başına bir mücadele. Özellikle konu bir yerden başka bir yere ulaşmaksa. Yoğun bir trafiğe girmeyi, o trafik içinde saatlerce beklemeyi bir kenara bırakalım; neredeyse her yerde bitmemiş bir inşaat, yol çalışması ya da "dönüştürülen" bir semt olduğu için de yol boyunca içimize çöken kasvet duygusundan kurtulmak mümkün değil. Mecbur kalmadıkça evden çıkmamak çözüm oluyor çoğu zaman. Gel gelelim ulaşım hayatımızın akışında vazgeçemeyeceğimiz bir yere sahip. İşte böyle bir çıkmazdayken, Sütlüce-Eyüp arası çalışan kayıklar, sundukları hizmetle ulaşımı keyifli, ucuz ve alternatif kılan taşıtların henüz tükenmemiş olduğunu hatırlatarak bizleri bir nebze olsa da rahatlatıyor.Haliç, Osmanlı döneminde İstanbul'un en gözde semtlerinden biriymiş.Mevsimi geldiğinde çeşitli eğlenceler düzenlenir, oyunlar oynanır, sandal sefaları yapılırmış. Haliç'in iki yakası arasındaki ulaşım kayıklarla sağlanırmış. Şu anda Eyüp-Sütlüce arası çalışan kayıklar da işte bu eski geleneğin birer yadigarı. Sadece kayıklar değil kayıkçılar da yadigar aslında. Pek çoğu için bu iş, baba mesleği. İçinde deniz olmayan bir işi hayal etmeyen kayıkçıların işleri zaman içerisinde eski yoğunluğunu kaybetmiş tabi ki, özellikle kış ayları daha bir sessiz geçer olmuş onlar için. "Sen aslında yazın ya da ramazanda gelmeliydin" diyorlar, hep böyle mi buralar diye sorunca. Bu uzun bekleme anlarında aralarında koyu bir muhabbet başlıyor genellikle. Zaten pek çoğu hemşeri. İzin gününde olanlar bile bazen sırf muhabbete geliyor. Hatta "Yılların dostluğudur bu," diyerek sadece arkadaşlarını görmeye gelenler bile var. Salih Abi de onlardan biri. Geldiği vakit hem kayığıyla ilgileniyor hem arkadaşlarıyla muhabbet edip hasret gidiyor. Bana "Fotoğraf çekmek nasıl ki senin hobin bu da benim hobim işte," diyor. Sistemli bir çalışma biçimleri var. Kimsenin hakkı kimsede kalmıyor. Ben çalışmak istesem ne yapabilirim diye sorduğumda kayığının olması ve plaka alman yeterli diyorlar ama bu işin resmi tarafı. Çalışacak kişinin onların da güvenebileceği, anlaşabileceği biri olması önemli.Şimdilerde Eyüp-Sütlüce arası çalışan kayıkların yerini yüzergezer (amfibi) otobüslerin alması planlanıyor. Şehirlerarası otobüs görünümünde olan bu taşıtların İstanbul'a tarihi bir değer katacağı ve sudan hiç etkilenmeyeceği söyleniyor. Rüzgarı yüzümüzde hissedip üşüdüğümüzde canlı birer varlık olduğumuzu hatırladığımız tekneler maalesef yaşadığımız "teknolojik" çağın bir parçası sayılmıyor. Hala yaşamımızın bir parçası olabilen eski pek çok gelenek gibi kayıkçılar da şu sıralar "modern" olmamakla suçlanıyor.